Varg Vikernes
128 Sayfa
Bu kitap antik Avrupalıların geleneklerini ve inanışlarını tanımlamaya yönelik bir girişim olarak yazılmıştır. Bu konu üzerinde yirmi yılı aşkın süredir çalışmama rağmen, konuya dair sadece iki tane kitaptan bahsedebiliyorum: biri antropolog Sir James Frazer’ın The Golden Bough eseri, diğeri ise misyoner ve tarihçi Otto Emil Birkeli’nin Fedrekult i Norge (Norveç’te Atalar Kültü) eseridir. Bu kitabı yazarken gerçek anlamda sadece bu iki eser yardımcı olmuştur. İstediğim cevapları ararken, temelde etimoloji, özgün metinlerin yanında peri masalları, geleneksel şarkılar ve Norveç folklorundan faydalanmak zorunda kaldım.
Kitabımdaki hipotezler Antik Avrupa’daki tüm kabilelerin aynı dine sahip olduğu iddiası üzerine kuruludur -ister Avrupa’da yaşamış olsunlar ister Kuzey Afrika’ya ya da Asya’nın farklı kısımlarına göç etmiş olsunlar[1]. Elinizdeki kitapta bahsedilen tanrılar, mitler ve gelenekler genel anlamda bahsedecek olursak İskandinav olsalar da sadece İskandinavlara mahsus değildir. Tanımladığım şeyler ortak Antik Avrupa inanışlarıdır.
Bu kitabın okuyucularının halihazırda İskandinav mitolojisi ise aşina olduğunu varsayıyorum, sizlerden istediğim zihninizi açmanız ve bildiklerinizin yanlış olabileceğini kabul etmeniz. Örneğin Baldr ve Bragi’nin birbirilerinden iki farklı tanrı olduğuna dair ortak algı yanlıştır; bunlar sadece aynı tanrının iki farklı ismidir. Yaptığım bu “hatalar” ile karşılaştığınızda bunları doğru olarak kabul etmeniz gerekecek, çünkü yorumlamamı okuduğunuzda aslında doğru olduğunu göreceksiniz.
Yanlış olduğunu düşündüğünüz ya da sözlüklerin ve akademisyenlerin yanlış olduğunu düşündüğü bir tercüme gördüğünüzde, daha iyi bir araştırma yapıp başka sözlüklerin bu konuda ne söylediğini araştırmanız gerek. Kaynaklar bu konuda her zaman hemfikir değil. Birçok Norveç kaynağından bildiğimiz isim var, farklı kaynaklar farklı yazımlar kullanmaktadır; örneğin Nárfi bazen Nörvi olarak yazılmaktadır. Bana en mantıklı gelen tercümeleri kullandım, ancak bazen başka tercümeleri değerlendirmek de mümkündür — bu yüzden mümkün olan tüm tercümeleri dahil ettim.
Akademisyenler çoğunlukla belirli başlı kaynakları referans göstermeyen her kitabı göz ardı etmektedir. Bu o kitaplardan biridir, ancak düşüncelerimi şöyle savunacağım; fikirler bana aitken bunlara dair kaynak gösteremem, yorumlar ve çıkardığım sonuçlar bana aittir(bkz; dipnot1). Zihninizi ve sağduyunuzu açarsınız kitabın içeriğini takdir etmeniz kolaylaşacaktır, umut ediyorum ki birkaç akademisyen de bu eseri takdir edecektir.
Antik Avrupa’daki büyü ve din kültür ve medeniyetimizin inşa edildiği temeli oluşturmaktadır. İzlerini her yerde görebiliriz, yaptığımız, etrafımızda inşa ettiğimiz her şeyde ve son olarak da kendimizde. Bunu fark edip takdir etmenin zamanı gelmiştir.
Varg Vikernes, Kasım, 2007, Tromsø, Norveç
[1] Ne yazık ki entelektüel aşkınlığın bir getirisi olan etnosüstücülüğe varamamak bir çok ilgili araştırmacıda ırkçılığın çeşitli formlarında en çok da tarihi resmileştirmek ve veya millileştirmek formunda gözüken bir nörolojik aksaklıktır. Bunun insanlık tarihinde çok fazla örneği varken aksi istikamette de pek değerli isimler ve eserler elbette vardır: büyük insan Murad Ėskanderovich Adzhiev [Murad ADJI]’in en kısa yoldan ifade ettiği şekliyle söyleyecek olursak “bunların” TÜRK demekten ödleri kopar, sırf bu sebeple çokça resmi-yalan- tarih yazıcılığı ve eserleri, dil grupları ve var olmayan etnos isimleri uydurulmuştur. Lakin en başta saha ve bağlı tüm alan çalışmalarında ortaya çıkan tek bir gerçek vardır o da devlet ve ideolojilerince yontulmuş halk tipi genel çoğunluğunun ötesinde gerçeği okuyan bir ileri, öteki okur azınlığı -araştırmacı okur- hep olmuş hep olacaktır, büyük Kavimler Göçünü -Adji’nin görebildiği ve kanıtladığı ölçekte algılamayan birey ve toplumlar her türlüsü ile ırkçılığın siyasal salyaları arasında hastalıklı yaşamlarına devam edecektir. Bugün, şimdiki Avrupa ve Amerika’nın etnografisi ve antropolojisindeki iç Asya varlığını anlamayan insanlar cehaletten ve biyolojik-kültürel-siyasal faşizmden mustariptir. Dinler tarihinin seyri ve kültürel politik açılımları için okurlarımızın tanışmamış olanlarını Murat Adji tedrisatından geçmeye davet ederiz, her daim. Son olarak TÜRK ifadesini 1800 sonu itibariyle Cumhuriyet Türkiye’si ve siyasi gelişimine sığdıran -öyle ve o kadarla algılayabilen- bir türle her hangi bir diyaloğumuz yoktur, olamaz. Ne yazık ki sayın Vikernes de kendisine atfettiği etnosculuğun ulusçuluk siyasasının boğulumunu geçememiş ve düşük biyolojik insanın salgı salınımları doğrultusunda -gerçeği çok iyi bilmesine rağmen- mağlup olmuştur, ki böylesi kıymetli bir folklor çalışması dahilinde çok acıdır bu. Yeryüzünde pek de vakti kalmayan insan türü için temennimiz yok olmadan evvel etnos çöplüğünü ve onun çağ siyasalarının hastalıklı politik ve sözde folklorik örüngülerini aşabilmesi yönündedir. Amin. -SUB PRESS

