Yaşamı Görüşleri Siyaseti
Massignon ilmî yazılarında çok dikkatli bir kararlılık sergilemiş ise de dostlarıyla vakı’ tartışmalarında onları şaşırtacak biçimde zıt uçlar arasında salınıp durabilmiştir. Massignon’un 1929 yılında Sühreverdî-i Maktûl’ün (1155-1191) İşrâkî Hikmeti üzerine dikkatini çekip de daha sonra İran Tasavvuf anlayışı üzerinde pek çok eser vermesine sebep olduğu, “şakirtten de öte” bir dost olarak olarak kabul ettiği, École Pratique des Hautes Études’deki halefi ve hatta (aşağıda değineceğimiz gibi) manevi vasiyetnamesinin icrasına memur etmiş olduğu Henry Corbin (1903-1978) bu konuda şunları söylemektedir: “Öyle günler oldu ki Massignon’un şahsında bir şiîden daha müfrit bir şiî yanlısı buldum, ve bundan dolayı da kendisine çok şey borçluyum (…). Ama başka günlerde, temel metinlerinin kendisine zâten yabancı olduğu Şiîliği ve şiîleri insafsızca takbih ettiğine de şahit oldum. İmâmet şartının olmazsa olmaz şartının kan bağı olmadığını, İmâm’ların aralarındaki dünyevî aile bağının onların Cenâb-ı Hakk’ın Zâtı’nda gizli olan ezelî bağlarının sûretinden başka bir şey olmadığını savunduğumda da o “benim” bu müfrit Şiîliğime hayret ederdi”. Benzer şekilde, Massignon’un geç dönem tasavvufa karşı ilgisizliği ve özellikle de Muhyiddin İbn Arabî hakkında hiçbir incelemeye dayanmayan peşin hükümleri de Henry Corbin için bir başka hayret kaynağı olmuş [24]; ve, ona bu ve başka vesiyleler dolayısıyla: “Massignon’un ilmî eserlerinde insanı hayretlere gark eden beyânlar, tasvîb edilmesi mümkün olmayan tezler ve hatta tarafgirlikleri insanı neredeyse infiale sürükleyen hükümler vardır” dedirtmiştir[25]. Henry Corbin, tevâtüren dahi olsa, Massignon’un bir konunun kaynakları üzerinde “tıpkı bir helikopter gibi” şöyle bir uçtuktan sonra elyazmalarının birinin üzerine “inerek” bunu kısa bir sürede inceleyip “başka yerlere gitmek üzere yeniden uçmaya başlaması”ndaki hercailiği de tenkid etmiştir.
[…]

