John Muir
Türkçesi Nihan Şakar
Editör Şenol Erdoğan
124 sayfa
17 Eylül. —Kamptan erken ayrıldık. Don’un yönettiği Tuolumne bölüğü üzerinden koştum ve birkaç mil aşağı, daha önce adını duyduğum bir sekoya korusuna ulaştım. Belki de yüz dönümden daha az bir alanı kaplıyorlar. Ağaçlardan bazıları, muhteşem şeker çamları ve Douglas ladinleriyle çevrili, soylu, devasa yaşlı devlerdir. Yanmamış veya kırılmamış mükemmel örnekler, genel bir birlik ve uyum içinde sonsuz çeşitlilik gösteriyor ve genel olarak değilse de tekil olarak düzenli ve simetrikler; zengin morumsu kahverengi yivli bir kabuğa sahip, yüz elli fite kadar dalsız, yer yer yapraklı rozetlerle süslenmiş asil gövdeler; en yaşlı ağaçların ana dalları çok büyük, çarpık ve engebeli, yer yer sert bir şekilde dışa doğru zikzaklar çiziyor, ancak beklenmedik bir şekilde gövdeden tam doğru mesafede duruyor ve yoğun otoriter dal yığınları halinde açılıyor, böylece düzenli ama çok çeşitli bir ana hat oluşturuyor, — Çam, köknar ve ladinlerden oluşan karanlık yatağın üzerinde gökyüzüne karşı çok uzaklarda yükselirken tanınabilen ve soylu bir kubbede sona eren yapraklı, çıkıntılı silindir kütleler, yalnızca boyut olarak değil, yücelik ve davranış olarak da tüm kozalaklı ağaçların kralı.
Yaklaşık otuz fit çapında ve seksen ya da doksan fit yüksekliğinde siyah, kömürleşmiş bir kütük buldum – en parlak döneminde koruluğun hükümdarı olabilecek bir ağacın saygıdeğer, etkileyici eski bir anıtı; bazı yerlerinde fidanlar büyümüş, verimli ve umutlu, türün yok olduğuna dair hiçbir ipucu vermiyor.
Olumsuz bir iklim değişikliği değil ama yangınlar Tanrı’nın bu en soylu ağaçlarının varlığını tehdit ediyor. Bu eski anıtın yaş halkalarının sayamadığım için üzgünüm.
Bu akşam, ilkbaharda dağlara çıkarken kaldığımız eski kamp yerimizin yakınındaki bölümün geniş sırtında, Hazel Green’de kamp kurduk. Bu sırt, tüm bu harika yaz yolculuğunda henüz bulduğum en iyi şeker çamı bahçelerine ve en iyi manzanita ve kese çiçeği çalılıklarına sahip.
18 Eylül – Brown’s Flat’e giden ayrımın güney tarafından uzun bir iniş yaptık, şeker çamı hala oldukça iyi gelişmesine ve sarıçam, libocedrus ve Douglas ladiniyle birlikte ormanlar oluşturmasına rağmen, ki bu dünyanın herhangi bir yerinde en harika şey olarak kabul edilir, büyük ormanlar şimdi üst tarafımızda kaldı.
Buradaki Kızılderililer büyük bir endişeyle düzlükteki eski bir bahçeyi işaret ettiler ve oradan uzak durmamızı söylediler. Muhtemelen kabilelerinden bazı kişiler orada gömülü.
19 Eylül —Bu akşam Smith’s Mill’de, çamların iyi kereste için yeterince büyüdüğü sıradağların yükseldiği ilk geniş dağ kenarında ya da platoda kamp kurduk. Burada buğday, elma, şeftali ve üzüm yetişiyor ve bize şarap ve elma ikram edildi. Şarabı sevmedim ama Bay Delaney, Hintli şoför ve çoban, şarabın ilahi olduğunu düşünüyor gibiydi. Cennetten taze gelen köpüklü Sierra suyuyla karşılaştırıldığında, donuk, çamurlu, aptal bir içecek gibi görünüyordu. Ama elmalar, meyvelerin en iyisiydi, ne kadar lezzetlilerdi!—Tanrılara ya da insanlara layık.
Brown’s Flat’ten inerken Bower Mağarasında durduk ve orada bir saat geçirdim – Doğa’nın tüm yeraltı konaklarının en yeni ve ilginçlerinden biri. Ağzında büyüyen dört akçaağacın yaprakları arasından bolca güneş ışığı süzülüyor ve berrak ve durgun havuzunu, mermer odalarını aydınlatıyor – büyüleyici bir yer, büyüleyici bir güzellikte, ancak duvarların erişilebilir kısımları ne yazık ki barbarlar yüzünden şekil değiştirmiş.
20 Eylül. —Hava altın rengi ve sakin ama sıcak. Şimdi tepelerin eteklerindeyiz ve gri Sabine çamı dışında tüm kozalaklı ağaçlar geride kaldı. Şu anda tozlu anız dışında hiçbir şey göstermeyen geniş arpa tarlalarının olduğu Dutch Boy’s Ranch’te kamp kurduk.
21 Eylül.—Çok sıcak, tozlu, güneşten yanan bir gün ve sürünün dikenli dallar ve otlar dışında yiyecek hiçbir şey bulamadığı yerlerde dolaşarak hiçbir şey elde edemeyeceğimizden, uzun bir araba yolculuğu yaptık ve gün batımından önce sarı San Joaquin ovasındaki çiftliğe vardık.
22 Eylül —Koyunlar bu sabah ağıldan birer birer çıkarılıp sayıldılar ve kayalarda, çalılıklarda ve derelerde, ayılar tarafından dağıtıldıkları, açelya, kalmia, alkali ile zehirlendikleri tüm bu uzun, maceralı gezintilerinden sonra onları saymak garipti. İlkbaharda ağıldan zayıf bir şeklide ayrılan iki bin elli koyundan iki bin yirmi beşi şişman ve güçlü bir şekilde geri döndü. Kayıplar şöyle: ayılar tarafından öldürülen on, çıngıraklı yılan tarafından öldürülen bir, kaya yamacında bacağını kırdıktan sonra öldürülmesi gereken bir ve kazara sürüden ayrılarak korku içinde kaçan bir koyun, – bilinen on üç. Geri dönemeyen diğer on ikisinden üçü çiftçilere satıldı ve dokuzu kamp koyunu yapıldı.
Sonsuza dek unutulamayacak ilk High Sierra gezim burada sona eriyor, Tanırının yarattığı kesinlikle en parlak, en iyi ve en görkemli Işık Menzilinden geçtim; görkemiyle sevinerek, onu tekrar görebilmek için memnuniyetle, minnetle ve umutla dua ediyorum.

