Terence McKenna
88 sayfa
DMT’nin başlangıcının çok hızlı olması, yani 45 saniyede gelip 5 dakika sürmesi beynin bu bileşiğe yabancı olmadığının göstergesidir. Diğer yandan LSD gibi bir halüsinojen bedende uzun bir süre tutulur.
Bir uyarı da yapacağım. Halüsinojenik bitkilerin olmazsa olmaz olduğu konusunda gözlemlerimi doğrulamalarını insanlara söylerken kendimi garip hissediyorum. Deneyecekler çok dikkatli olmalılar. Kişi deneyim toparlamalı. Bunlar olağanüstü güç ve güzellik içerek garip boyutlar. Kendini kaybetmemek için yapılması gerekenler gibi kurallar yok, yalnızca dikkatli olun, iyice düşünün ve deneyimlerinizi her daim ırkın tarihi ve türün felsefi ve dinsel başarıları ile eşleştirin. Bütün bileşikler potansiyel olarak tehlikelidir ve yeterli dozda ve zaman içinde tekrar edildiğinde bütün bileşikler risk içerir. Yeni bir bileşik kullanmak istiyorsanız gitmeniz gereken ilk yer kütüphanedir.
Oldukça garip ve yabancı olan boyutlara gidip gelirken mümkün olduğunca fazla bilgi sahibi olmalıyız. Ben Konarak’a gittim ve Bubaneshwar’ı ziyaret ettim. Hindu ikonografisine aşinayım ve thankalar (genelde Budizm’e dair şeylerin resmedildiği çizimler) topladım. LSD deneyimlerim ve Mahayana Budizmi arasında benzerlikler gördüm. Beni Mahayana sanatı toplamaya iten bizzat LSD deneyimlerimdi. Ama beni en çok etkileyen şey DMT motiflerinin hiç olmamasıydı. Yok; benim aşina olduğum hiçbir gelenekte yok.
Jorge Luis Borges’in “The Sect of the Phoenix” (Anka Tarikatı) adında çok ilginç bir hikayesi var. İzninizle özet geçeyim. Borges şöyle başlıyor: “Tarikatın üyelerinin olmadığı hiçbir insan grubu yok. Ayrıca çekmedikleri eziyet, kendilerine yöneltilmeyen suçlama da yok.” Şöyle devam ediyor,
Tarikat üyelerinin yaptığı tek dinsel uygulama bir tören. Tören Sırrı teşkil ediyor. Bu sır… nesilden nesile aktarılıyor. Eylemin kendisi önemsiz, anlık ve betimleme geretirmiyor. Sır kutsal, ama aynı zamanda biraz da gülünç: gizli şekilde yapılıyor ve üstadlar bunun hakkında konuşmuyorlar. İsimlendirilebilecek bir şey değil, ama bütün sözcüklerin ona karşılık geldiği, ya da kaçınılmaz olarak onu kastettiği anlaşılıyor.
Borges Sırrın ne olduğunu açıkça söylemiyor ama onun diğer hikayesi “Aleph”i biliyorsanız bu ikisini bir araya getirip Anka Tarikatı’nın Sırrının deneyiminin Aleph olduğunu anlayabiliyorsunuz.
Amazon’da mantar bilgileri açığa çıkardığı ve bizi farklı şeyler yapmaya sevk ettiği zaman biz, “Neden biz? Neden yabancı bir türün insan kültürüne sokulmasının elçileri biz olalım?” diye sorduk. Ve o şöyle yanıtladı, “Çünkü hiçbir şeye inanmıyordunuz. Çünkü inancınızı kimseye vermediniz.” Anka tarikatı, bu deneyimin tarikatı, belki de milyonlarca yıl eskidir, ama daha açığa çıkarılmadı. Bu gezegendeki mest edici bitkilerin tarih öncesi kullanımı iyi anlaşılmış bir şey değil. Yakın zamana kadar psilosibin mantar toplama Meksika’nın merkezi berzahıyla sınırlıydı. Psilosibin içeren tür Stropharia cubensis dünyada başka herhangi bir yerde şaman ayinlerinde kullanılmış gibi bir bilgimiz yok. DMT milyonlarca yıldır ve hala Amazon’da kullanılıyor ama oldukça ilkel olan kültürler tarafından -genelde göçebe avcı-toplayıcılar.
DMT’yi çevreliyormuş gibi duran, “kara delik etkisi” adını verdiğim şey beni afallatıyor. Kara delikler uzayı içinden ışık bile çıkamayacak denli büker ve içinden ışık çıkamadığı için bilgi de çıkamaz. Bunun dönen kara delikler için de doğru olup olmadığını tartışmayı şimdilik bir kenara bırakalım. Bunu bir benzetme olarak düşünün. Mecazen DMT, kişi onun hakkında bilgi sahibi olur olmaz diğerlerinin onu anlamasını zorlaştıran entelektüel bir kara deliğe benzer. Kişi duyulamaz. Ne olduğunu ne kadar açık şekilde ifade etmeye çalışırsa, diğerleri onu o denli az anlar. Bence bu yüzden aydınlanma yaşayan insanlar, bir an için bu ikisini eşleştirelim, sessiz kalır. Sessiz kalıyorlar çünkü onları anlayamıyoruz. Triptamin coşkusu fenomenasının neden bilim adamları, macera arayan kimseler ya da herhangi biri tarafından araştırılmadığını anlamasam da, dikkatinize sunuyorum.
Kültürel durumumuzun trajedisi, şaman geleneğimizin olmamasından kaynaklanıyor. Şamanizm temel olarak tekniklerdir, ritüel değil. Herkes için olmasa da bu alanları keşfetmek için milyonlarca yıl uğraş sonucu bulunan bir dizi teknik kullanılır. Taraftar olan kimseler fark edilir ve yüreklendirilir.
Şamanizm’in kuvvetli olduğu arkaik toplumlarda işaretleri tanımak oldukça kolaydır: birey ya garip olur ya da eşsiz. Yazının bulunmasından önceki zamanda yaşayan toplumlarda epilepsi ya da sıra dışı bir ıstıraptan beklenmedik bir şekilde kurtulma bu işaretlerden bazılarıdır. Örneğin üzerlerine yıldırım düşen ve ölmeyen insanların harika şamanlar olacağı düşünülür. Bir hastalıktan ölecek duruma gelip belirsiz bir bölgede haftalar boyunca savaş veren ve sağlığına kavuşan insanların ruhlarının güçlü olduğu düşünülür. Şaman olmak isteyen kimselerde ya içsel bir güç ya da trans hallerine aşırı duyarlılık olması gerekir. Dünyayı gezip şamanlarla görüşürken ayırt edici bir özelliğin de olağanüstü bir ortalanmışlık olduğunu gördüm. Şamanlar genelde entelektüel ve topluma yabancılaşmış biridir. İyi bir şaman tam olarak kim olduğunuzu görür ve, “İşte konuşulacak biri,” der. Antropolojik edebiyat şamanları hep bir geleneğe bağlı olarak resmeder ama onları tanıdığınızda yaptıkları işi çok iyi bildiklerini görürsünüz. Bu dünyanın gerçek görüngübilimcileri onlardır; bitki kimyasını bilirler, ama yine de enerji alanlarını “ruhlar” (spirits) olarak adlandırırlar. “Ruhlar” kelimesi öyle dar bir anlama gerilemiştir ki duyduğumuzda hiç anlamamamız daha iyi olur. Şamanlar “ruh”dan, kuantum fiziğiyle uğraşanların “çekim”den bahsettiği şekilde bahsederler; çok karmaşık bir konsept için teknik bir açıklama.
Şaman ailelerin olması mümkündür, en azından halüsinojen kullanan şamanlardan bahsediyorsak, çünkü şamanlık yeteneği belli bir dereceye

