SÜHEYL ÜNVER
Süheyl Ünver’in hırkasını çıkartışının 40. Senesinde
Şükran ve Rahmetle
140 Sayfa
Ömrümde kahvehanelere gidip oturduğumu hatırlamam ve müdavimi de olmadım. Bir defa İstanbul’un Haseki semtinde doğdum. Bostan Hamamı sırasında. Çarşısında, sonra Davutpaşa ve Hekimoğlu Ali Paşa caddesinde belki bugünkünden daha çok kahvehaneler vardı. Hatta o yaşlıların, bu gençlerin, şu tulumbacıların diyip dururlardı. Hele mahallemiz gençlerince bunların her hangi birine devam edenleri hoş karşılamazlardı. Gençlerinkine gidemezsin, göze gelebilirsiniz, münasebetsiz insanlarla tanışmağa vesile olabilir, denirdi. Mahallelerin daima harice karşı rabıtalı gördüğümüz tulumbacıları ise böyle masum insanları aralarına herhangi makul mülahazalariyle sokmazlardı. Yaşlılardan da utanılırdı. Velevki onların birisiyle olunur ve bir yere giderken veya bir iş maksadiyle oturulursa gözden kaçardı. Bunların birer teşrifat usulü yoktu. Gelenekler çocukluk zamanımızda böyle idi.
Yalnız bir defa evimizin ilerisinde ve aynı hizada bir kahvehane vardı ki bir Ramazan gecesi rahmetli validem izniyle Karagöz seyrine gitmiş ve çocukların sıraları yanında oturmuştum. Birkaç defa da Şehzadebaşı’nda büyüklerim ile meddaha gitmiştim.
Bayezid’de bir kıraathane vardı ki bazen oraya Darüttalimi Musiki topluluğu gelir, muayyen gecelerde icrayı ahenk ederlerdi. Oraya sayılı ve muteber insanlar gelirdi. Mütarekenin ilk yıllarında idi. İkinci Reisicümhurumuz şimdiki Başvekil İsmet İnönü’nün “Miralay İsmet Bey” iken birkaç arkadaşiyle gelip oturduklarının birkaç defasını hatırlarım.
Böyle bir iki ve şehir dışında gezme esnasında uğradığımiz bahçeli birkaç kahvehane müstesna müdavimi olmadığım halde senelerden beri bizde mevcut ictimai medeniyyetimiz mevzularından birisi olarak da bu mevzuu ihmal etmedim. Mutadım üzere kahve ve kahvehanelere dair ne gibi makaleler neşredilmiş, ne gibi resimler basılmış ise veya Ressam Riza Bey gibi yeni ve eski ressamlarımız neler yapmışlarsa merak ederek topladım. Kütüphanelerde metin harici yine bu konuya ait kısa veya uzun neler buldumsa birer kağıda kaydettim. Şimdi Enstitüdeki arşivime koyduğum kahve ve kahvehaneler dosyama aldım. İşte Etnoğrafya Müzesi Müdürü Arkeoloğ Dr. Hamid Koşay dostumun arzusiyle bunları sıraladım ve şu mütevazı toplama meydana geldi.
Bizde birçok kıymetli zevat ilmi herhangi mevzuu ele alır, onu aylar ve bazen senelerle uğraşarak tekemmül ettirir bir eser meydana getirir. Sonra başka bir konuyu da tekemmül ettirir ve yazar. Fakat çok defa görürüm ki birincideki yorucu zahmeti aynen ikincide de yapar ve bu cihetle yine aynı kaynaklar birer defa daha elinden geçer, hem vakit kaybeder ve hem de yıpranır. Bir defa bu gibi mevzuları ele alanlar bunları önceden toptan hesaplamalı. Seçtiği 10-20 mevzuun malzemesini aynı zamanda toplamalı ki aynı zahmeti tekrar ihtiyar etmesin. Ben böyle bir proğramla bundan 30 sene önce zihnimde tasarladığım mevzular üzerinde ne buldumsa topladım. Bunların miktarı arttı. Kendime göre de bunları tasnif ettim.
İşte bu gibi ele alınmayan ve kültür tarihimizi şiddetle ilgilendiren pek çok sayıda mevzuların malzemesinin böylece toplanması mümkün oldu. Bunu bu takdim yazısına sığdırmaktan gayem şudur :
Ben kahve ve kahvehanelerimiz tarihi üzerine münhasıran çalışmış bir insan değilim. Fakat bugün onlardan faydalanarak ve işaret ettiğim kaynaklara yeniden baş vurarak bu eserciği vücude getirirken bu gibi mevzular üzerinde çalışacak olanların Enstitümüzde daima emirlerine amade mevzuların malzemesi olduğunu bildirmek isterim.
Kendilerini müteaddid bilim kollarına verenler bu tertip üzere mevzularına veya başkalarına yarayacak malzemenin hiçbirini ihmal etmiyerek toplıyacak olurlarsa bunlarla memleketimiz ve bilim aleminin kendilerinden bekledikleri bir arşivi de kurmuş olurlar. Bunu bu satırları okuyacaklara tebşir ediyorum ki daima emirlerine amade arşivleri vücut bulmuştur. İşte bu monoğrafi de bu sayede vücude gelmiştir.
Memleketimizin dikkate şayan, teessüs eden ananeleriyle bir kahve ve kahvehaneler tarihimiz vardır. Bu toplama onun ehemmiyetini tebarüz ettirecek bir rehber mahiyetinde telakki edilirse vazifesini görmüş demektir. Artık buna merak edecek ve mevzuu inceliyecek müdekkiklerimiz çoğu maalesef acele yazılmasından okadar tekemmül ettirilemiyen bu muazzam konunun detaylarını işliyerek ilerisi için daha mükemmelini vücude getirebilirler ve bunu kendilerinden beklerim.
Nihayet ben ele geçip bir yere koyduğum malzememi bazı şahsi görgülerimi de katarak çok mühim gördüğüm resimleriyle de sıralamış oldum. Ciddi araştırma yapılmasını erbabından beklerim. Muvakkaten kütüphanelerin bir köşesinde rehber mahiyetinde kalacak bu eser o zaman kalkar, yerine istediğim mükemmeliyette bu yenisi girer. Yeri boş kalmasın diye şimdilik bu toplama da muvakkaten o yeri doldurmuş olur.
Metni bir tarafa bırakalım, fakat takdim olunan resimler bence çok mühimdir. Zira kahve ve kahvehaneler medeniyyetimizin Garp’te bıraktığı akislerin bir ifadesidir. Resimler baştan başa bu tarihi canlandırıyor. Medeniyet aleminde bıraktığı tesiri ifade ediyor. Bir kısmı tecessüs saikasiyle yapılmış veya fotoğrafları alınmıştır. O sayededir ki eksik kahve medeniyyetimizin seyrini zevkle temaşa edebiliyoruz.
Bir az da bulduğumuz literatüre temas edelim. Her ne kadar bunlar bir kitap halinde değildir. Fakat kahve hakkında çok şeyler yazılmış ve çizilmiştir. Bir kısmı yazma kitapların boş yerlerindedir. Bir kısmı da makaleler halinde basılmıştır. Bu da muazzam bir yekun tutuyor. Kahve tarihimizi derinleştirmek istiyenler ancak listesini verebildiğimiz bu yazılanları da gözden geçirmeli ve hatta mümkünse bir defa daha bir araya toplıyarak neşretmelidir.
Dünyada kullanılışı hakkında pek eski bir tarihi olan kahve bugün yemeklerden sonra ve yorulunca bulunduğu nisbette ve varlıklı ailelerde içilmesi hemen hemen mutad hale gelmekle beraber asırlardan beri misafirlere iham için de kullanılmaktadır.
Kahvehaneler müstesna, gezinti yerlerinde kahve içmek çok defa mutad değildir. Zira bu külfeti mucibdir. Buna rağmen eski tabiriyle, söyliyeyim, ispirto lambasında pişirme zahmetine katlananlar vardır, zira tiryakiliklerinden gittikleri yerin tadını çıkaramadıklarına inanmışlardır. Bu cihetle kahvenin ayağa düşmediği zamanların asil görgü ve gelenekleri tesiri üzerinde durursak asırlar önce kurduğumuz kahve medeniyyetinin hala yaşayan izlerini hissederiz.
Bu da gösteriyor ki artık ictimai bünyemizin değişmez adeti meyanına girmiştir. Hele şimdi devamlı olarak piyasamızda bulunması da bunu yeniden ihyaya vesile olmuştur. Bu cihetle kahve tarihinin de yeniden içine girmiş bulunuyoruz. Yarın için bu tarihin bugününü de ileride yaşatmak için toplamak lazımdır. Bunun ehemmiyeti hatıra ve eserleriyle meydandadır. Bu toplama ile bunu tebarüz ettirebilirsem bahtiyar olurum.
Bu monoğrafiyi karıştıracaklardan ricam budur. İtiraf edeceğim noksanlarını ve hatalarımı bana da lütfen bildirsinler. O zaman çok bahtiyar olacağım. Hepsinden yapıcı tenkidler beklerken bir noktanın göz önünde bulundurulmasını rica ederim. Bu da bu konu üzerinde toplananların nihayet bir sergisini takdim edebildiğimi de itiraf ediyorum.
Kahvenin memleketimize girişinin 1967’de 450 inci yılını idrak edeceğiz. Nitekim 1955’de kahvehanelerin açılmasının 400’üncü yılını geçirdik. O zaman ben tarih mecmualarından birinde bir kısa makale de neşretmiştim. Kahve de bugün bir tekel maddesidir. Daha beş sene vardır. İnhisarlar Umum Müdürlüğünün bu dört buçuk asırlık mazi için birşeyler düşüneceğini kuvvetle ümit etmek isterim. Kültürümüzü seven yöneticilerden beklerim.
Bu toplama baştan sona mevzua giriştir. Bu gerekçemin her satırında ne demek istediğimin bu. toplamanın ba’zan kısa, hazan lüzumuna göre uzun tutulmuş bahislerinde tafsilini bulacaklardır. Bu cihetle önsözümü burada bastıranlara şükranlarımla sona erdiriyorum.

