Ebû Nüvâs – “Aşk, Şarap, Sodomi . . ve Kamçı”

280,00

YAŞAMI, ŞİİRLERİ VE ÇÖZÜMLEMELERİ

Philip F. Kennedy

144 S.

24 Ağusstostan 2026dan itibaren  kargolanır…

 

Nuvas’a fakir bir yaklaşım vardır -burda, ülkemizde, “batı” denile gelen şeyde de, oysa kendi indinde kültüründe antropolojisinde ve üzerine yazarımız gibi muazzam çalışan azınlıkta işler hiç de diğerlerinin arzu ettiği gibi götdeliği, sik rakınroll, oo yeah şeklinde ilerlememektedir, aşağıdaki şeyler birilerinin hoşuna gidecek, ama yüksek antropoloji onların aradığı et tadını değil edebi ilahi kur’an-i lezzeti verecek. -ş.e

Bu kitap, Arap geleneğinin en büyük şairlerinden biri olan Ebu Nuvas’ın hayatını, dönemini ve şiirlerini sunan ilk kitaptır. Yazar Philip Kennedy, entrika ve sefahat dolu maceralarla bezeli Ebu Nuvas’ın büyüleyici hayatının öyküsünü, tüm türlerdeki en büyük şiirlerinin kolay ve anlaşılır çevirileriyle birlikte sunuyor ve gerektiğinde açıklamalar ekliyor.

Klasik gelenekteki en önemli ayrımların zirvesinde, kronolojik ve üslup açısından durmakta olan Ebu Nuvas’ta ikonoklazm ve hoşgörülü çeşitlilik yan yana varolmaktadır. Hatırlanma şeklini domine etme eğiliminde olan eşsiz müstehcenlik efsanesine rağmen etkisi ölçülemeyecek düzeydeydi. Ve Arap edebiyat tarihindeki önemi, belki de en sevilesi şairlerden biri olmasıyla orantılıydı.

… Oğlanın yaşı ne olursa olsun … can alıcı nokta saçıdır. “(Yaş almış) oğlan” anlamına gelen,  ancak aynı zamanda erkek bir köle (yaşı ne olursa) ve (örtülü bir şekilde) bir hadım içinde kullanılabilen gulam teriminin yanı, bu bağlamlarda karşımıza en sık çıkan kelime, “sakalsız” anlamına gelen amraddır; ve Ebu Nuvas’ın yaşadığı, traş olmak biliniyor olsa da genel olarak uygulanmayan, toplumunda sakalın çıkması erkek olmayandan erkeğe geçişin kriteri olarak kabul görmekteydi.” şeklindedir. Sadece bir kez, Ebu Nuvas çoktan sakalı çıkmış bir genci halen çekici bulduğunu göstermiş ve onu baştan çıkarmaya çalışmıştır. Ve gençliğinde, diğer erkekler için oğlanlık rolünü oynadığının tamamen farkındaydı. Anlatılagelen bir olayda bu gerçeği önemsememekteydi. Bağdat pazarında, bazı gençlerin eşlik ettiği Bedir el-Cuhani el-Barra’ya rastlamıştı. Ebu Nuvas, Bedir’i selamlamış, ancak ilk başta karşılık alamamış; Şair gençleri sorup soruşturmuş ve onların Bedir’in oğulları olduğunu öğrenmişti. Bunun üzerine Ebu Nuvas, kendi kimliğini açığa vurarak, alay dolu bir şaka yapmıştı: “Eğer seninle kalmaya devam etseydim, bunlar benim çocuklarım olurdu!”

Ebu Nuvas’ın tercih ettiği tipler, bürokraside görevlendirilmiş ergen oğlanlar, camide dini bilimler çalışan gençler ve Hristiyan ve Zerdüşt müritlerdi. Bu noktada, şatır denilen, bir tarz moda bilincine sahip şık ve zaman zaman saldırgan mizaçlı züppe kimselerden bahsetmek gerekiyor. Şatır olmak, görünüşe göre, Rowson’ın deyişiyle,

… birtakım isyankar genç erkeklerin (ve kadınların) seçtiği bir “yaşam tarzı” idi, ve belki de bu             bağlamda, Batı toplumlarındaki hippiler ve punklarla karşılaştırılabilirlerdi. Ebu Nuvas’ın kendi tasvirinden öğrendiğimiz üzere, Mısır’a seyahatinde, (bilinmeyen sebeplerle) bu özgün şatır “görünüşünü” benimsemişti: “kesimi ve stiliyle şatır kıyafetleri, kaküllü saçları, geniş kollu             elbilseler, ve cüppesinde bir kuyruk, ve üstü kapatılmış çarıklar.” … Onlar, Ebu Nuvas’ın düzensiz hayatında, nadiren anekdotlarda görülen bir başka grup, erkek fahişelerle karıştırılmamalıdır.

Ebu Nuvas, dokuzuncu yüzyıl başları Bağdat’ının özel bir giyim kuşam taklidi hakkında başlıca kaynaklarımızdan biridir. Divan’ının kadınlara ayrılmış erotik bölümündeki bir dizi şiir, travesti gulamlığa – ince ve şuh kıyafetler içinde genç erkekler olarak giyinmiş, hizmet edip gösteri yapan kızlara methiyeler düzmektedir. Sarıklar, dar kaftanlar ve cübbeler, ve kuşaklar giyiyorlardı; saçları kaküllü ve yanlardan bukleli şekilde yapılmış, ve oğlanlara benzemeleri için arka tarafı kısa kesilmişti. Bu moda, esasında ilk defa halifelik sarayında , Emîn’in annesi, Zübeyde tarafından, onu sarayın hadımlarına olan büyük merakından uzaklaştırmak için ortaya çıkmıştı; Kevser isimli bir hadıma oldukça aşık olduğu biliniyordu. Ebu Nuvas’ın şiirlerinde gulamlığa yaptığı sayısız göndermeler arasında bazıları oldukça nüktedandır, örneğin bir şarap şiirini bir gencin tasviriyle şu şekilde bitirmektedir: “Ona Ma’n diyorlar ama onu etrafında bir döndürsen, kız kardeşine seslenir olursun, çünkü ismi tersten Nu’m’dur.” Bu, şairin gulamiye hakkındaki en ünlü betimleyici mısrasının, zeki ve biraz daha ölçülü bir versiyonudur, çünkü ince espirinin iki sevgilisi vardır: bir zampara ve bir oğlancı. İsmin “etrafında bir döndürülmesi” veya “tersten okunması” başka bir şeyin metaforudur, ve bir erkek ve bir kız kardeşten bahsedilmesinden ziyade tek bir birey hakkında konuştuğumuz açıktır. Gulamiye kültü, bu mısraya açıklamaktadır.

el-İshafani Divan redaksiyonun, homoerotik şiirlere önsözünde, tuhaf bir önyargıyı öne sürmektedir: Eşcinsellik, Abbasi Devrimi’ne önayak olan bölge Horasan’dan, Abbasi dönemi Irak’ına ithal edilmiştir.  Emevi döneminin son zamanlarına kadar, erkek şairlerin yalnızca kadın sevgililerine methiyeler düzdüğünü söylemektedir. “Doğudan Kara Bayraklar’ın gelişiyle, onlar (şairler, askerler, veya genel olarak erkekler – tam açık değildir) genç erkeklerle ilişki kurmaları sebebiyle oğlancılığa başlamışlardır. (tereddütsüz, aşk ve cinsel ilişki bir ve aynı görülmüştür.) Dokuzuncu yüzyılın büyük bilgesi Jahiz’in, buna şöyle bir açıklaması olmuştur: Emeviler, seferlere kadınlarını da götürürken, Abbasiler bunu yapmamaktaydı. Bu bakış açısına göre, homoerotizm, heteroseksüel aşkın fiziksel olarak bir karışıklığa uğramış halidir: “Gece gündüz, etraflarında genç erkekler olan bu adamlar, bakışlarını bir kadının yanağına benzeyen yanaklara, ya da feminen bir bacağa ya da kalçaya kaydırmıştır; dolayısıyla, duygular öyle bir noktaya kadar tahrik olmuştur ki, bir hayvanla çiftleşme ya da kendilerini avuçları yardımıyla rahatlatma yoluna gitmek zorunda kalmışlardır. Bu adamlar, seyahatlerinden artık içlerinde bu yeni iştahla dönmüş, harcadıkları paranın az olması ve çocuk sahibi olma riskinden kaçınabildikleri için bu iştah daha da kötüleşmiştir. El-Cahiz, “Mescidîlere” (camilerde din ve teoloji tartışarak vakit geçiren erkekler) ve katiplikte çalışan yetişkin ve genç erkeklere de, aynı eylemi ve altında yatan aynı sebepleri atfetmektedir.

El-İshafani, tanıttığı şiirlerin edebi yönlerine herhangi bir atıfta bulunmadan, el-Cahiz’in (ve kendisinin) bu sosyolojik görüşlerini pazarlamaktadır. Dahası, İnandırıcı olmayan bir şekilde, Ebu Nuvas’ın Harun Reşid’in himayesi altındayken “saygın” ve ölçülü yazdığını, ancak daha sonra Reşid’in şehvet düşkünü oğlu ve varisi Emîn’in (ö. 814) müsaadesi ve karşılıklı etkisi altında cinsel ahlaksızlığının öne çıkmasına izin verdiğini ileri sürmektedir. Bir yazarın, özgür temalardan saygınlığa ve dini pişmanlığa ve ardından ahlaki gerilemenin tekrarıyla ara sıra bocalama olarak görülebilecek, şairlik biyografisinde, tekrar eden bir ruh hali döngüsü olduğu gibi, el-İshafani de tarih üzerinde benzer bir tekrarlanan döngüden bahsetmektedir: Reşid (namuslu) > Emîn (cinsel olarak yozlaşmış/homoseksüel)   > Memûn (namuslu) > Mutasım (yozlaşmış/homoseksüel). Ebu Nuvas’ta bir ruh hali karmaşasından kesin olarak söz etmek mümkündür, ancak ruh hallerine göre şairliğinin bir kronolojisini tesis etmeye çalışmak zorlama bir çabadır. El-İshafani’nin önsözü, ciddi bir edebi veya söylemsel çalışma olmaktan çok bir ilahiyat çalışması görünümünü vermektedir.

 

Uyurken tüm hane sinsice yaklaştı bir sakiye

[Ve] soktu onu bir engerek yılanı gibi – bir yılanın sessiz yırtıcılığıyla,

Açtı yaralar iyileştiren efsunların düzeltemeyeceği;

Zorlayıp açtı oğlanın götünü “kılıcının” ucuyla,

Sonra delip geçti onu başıyla “mızrağının” kabzasının.

Kurbanını sıkıştırırken, bir yana eğilmiş ve yaslamaktaydı sırtını,

Düzerken onu korudu sessizliğini, gözlerinde utanç –

Dedim ki ona: “Şimdi durmak yok!

Acıma ve merhameti gerektiğinde gösterirsin!

Sık taşaklarını nazikçe. Sesi çıkmıyor çünkü hoşuna gidiyor

… Ve uzun zamandır bekliyordu düzülmeyi!

Uyanık olmasa uçkuru dimdik olmazdı, ve tutmazdı

– sen onu sikerken – bir arada bacaklarını bu kadar sıkı.”