Göçebe Soysuzlar

150,00

Hakim Bey

SUB PRESS ULUSLARARASI HAKİM BEY KİTAPLIĞI PROJESİNİN 20. ESERİDİR


Türkçesi Taylan Onur

Editör Şe’n-ol Erdogan

 

16 Temmuzdan itibaren kargolanır, indirimli önsipariş eseridir.

 

R. L. Dugdale tarafından kaleme alınan “The Jukes”: A Study in Crime, Pauperism, Disease and Heredity (Jukeslar: Suç, Yoksulluk, Hastalık ve Kalıtım Üzerine Bir İnceleme) 1877 yılında yayımlandı. Oldukça popüler olan bu kitap en az beş baskı yaptı; “yozlaşma” ve benzeri konular üzerine yazan birkaç kuşak yazarı derinden etkiledi. “Jukeslar”, yaklaşık 1720’den 1873’e kadar uzanan tek bir aileyi anlatıyordu; günümüz tabiriyle bir “dağlı” ailesini… Mevsimlik işçiliğe, içkiye, kuzen evliliklerine, “haddinden fazla şehvete”, enseste, ufak tefek suçlara ve ara sıra da cinayete meyil gösteren kırsal kesim yoksullarını.

“Jukeslar”, Amerikan edebiyatında “aile incelemeleri” adında yeni bir mini janra başlattı. Yeni filizlenen Öjeni hareketi, bu türü; zekâ geriliği, arsızlık, tembellik, aşırı cinsellik ve hatta “deniz sevgisi” gibi durumlar için “kalıtsal özelliklerin” (bugünkü deyişle “genlerin”) varlığını kanıtlayan bilimsel bir araç olarak görerek el üstünde tuttu. Oysa Dugdale, öjeni patlamasından önce yazmıştı ve böyle bilimsel iddiaları yoktu. O, sadece bir sosyal kontrol mekanizması olarak kriminolojiyle ilgileniyordu; çevrenin, kalıtımla en azından eşit, hatta belki de daha önemli bir rol oynayabileceğini kabul etmeye hazırdı. Yine de, 19. yüzyılın birçok reformcusu gibi o da yoksulların “aylaklığından/miskinliğinden” nefret ediyor ve “bozuk kan” inancına meyil gösteriyordu.

Benim fikrime göre, Jukesların soyundan gelen hiç kimse mirasından utanmamalıdır. Bu klana atfedilen suçlar, artık yoksulların işlediği suçlar olarak anlaşılabilir. Aslında Jukesların gerçek suçu sadece ve sadece şuydu: yoksul olmak. Kırsalda, ormanlık alanlarda yaşamak, avlanmak, balık tutmak ve çalışmayı reddetmek gibi o korkunç, “yozlaşmış” pratikleri de dâhil olmak üzere, işledikleri günahlara gelince — ben bu yaşam tarzlarını günahkâr bulmuyorum. Jukeslar, daha bu işler moda bile değilken doğayla ekolojik bir yakınlık kurarak, Kızılderililer gibi yaşayarak ve o berbat On Dokuzuncu Yüzyılın püriten köle ahlakını reddederek özgür hayatlar sürdüler. Ve Öjenikçiler, proto-Nazilerden başka bir şey değildi.

 

Aslında en sonunda şunu haykırmak geliyor içimden:

JUKESLAR!
ONLAR GİBİ YAŞAYIN!