Katya

255,00

TAYLAN ONUR

60 s.

10 EYLÜL 2026 ÇIKIŞ-KARGO TARİHLİ

 

Tıpkı sazak ve batak sulak mucizevi habitatlar ve onların ana ve tek düşmanı “cesset yiyen tecavüzcü katil derebeyi holding kapitalizmi” örneğinde olduğu gibi tüm kendiliğindenlikler bu pislik tırnak içi nitelendirmenin adi tesiri altındadır.

Sazak ve bataklık habitatlarda ekolojik anlamda kendiliğindenlik (spontaneite), bu ekosistemlerin insan müdahalesi olmadan, kendi iç dinamikleri, doğal döngüleri ve biyolojik bileşenleri aracılığıyla kendini var etme, yenileme ve düzenleme yeteneğini ifade eder. Sazlıklar ve bataklıklar (sulak alanlar), yeryüzünün ekolojik anlamda en dinamik, en üretken ve “kendiliğindenliğin” en net görüldüğü geçiş (ekoton) kuşaklarıdır, aynı bu şekilde varlık sürdüren zihinsel ve ve ya fiziksel ya da birlikteliği insan biçimleri ve ortaya koydukları yaşam karakteri de vardır, Mesela Sub Press bu şekilde bir organizmadır, benim bildiğim bu şekilde yaşayan organizmalardan olup da çeviri dışında bireysel metin üreten canlılardan biri Taylan O’nur dur; Ben Taylan’ın ne yazdığı ya da niye yazdığı ile değil onun ve onu var eden nemin küfün okuru ve doğal bir habitat parçası olduğumdan kendiliğimden destekçisiyim, çabalıksız realite,  başka bir şey olan gölgedir -ya da gölgeye laf etmeyelim o da başka bir mübarek…

İnsan müdahalesine gerek duymadan yer değiştiren  ve gelişen bu eşsiz tabiat modelleri sadece bizim tarafımızdan ne yazık ki aynı türün adını paylaştığımız gezegenin kanseri olan İNSAN tarafından öldürülür, katledilir, henüz bu habitatın üzerinde kurulan envai çeşit yaşam formunun antropolojisinden bahsetmiyorum ve etmeyeceğim bile, gözle görünenin de ötesinde görülmeyen bir çoğulluğa gezegen içinde gezegendir bu mübarek kendiliğindenlikler…

Çok kısa tutacak olursam tuzlalar, sazaklar, bataklıklar ve çok fazla adı değişebilecek habitatlarda ekolojik kendiliğindenlik, doğanın kendi kararlarını kendi dinamikleriyle almasıyla var olur olmuştur ve insan yıkımına rağmen olacak; günün birinde de insanın cesedini asla hatırlamadan özgür bir insansız gezegende tanrısal hürlüğü ile çağlayacaktır; bu alanların korunması, yapay müdahalelerden ziyade, sistemin bu “kendiliğinden akışına” ve hidrolojik serbestliğine saygı gösterilmesiyle mümkündür. Bu kadar kibar olmazsak: insan demeye utandığımız ya da kendimize “biz insan değiliz insanlık onlarındır -onların olsun” diyerek kaçtığımız yaşam ve biçimi ve ürettiğimiz soyut somut her şey bu yüceliğin evladıdır, zerresidir, bizim gibi…

Hem kim kedisine şiir yazmış ki…
bariz blues