Melek İlmi (Melekler Kitabı)

301,00

HAKİM BEY

TÜRKÇESİ NİHAN ŞAKAR

İNDİRİMLİ ÖN SİPARİŞTİR,  26 HAZİRANDAN İTİBAREN GÖNDERİLECEKTİR.

SUB PRESS ULUSLARARASI HAKİM BEY KİTAPLIĞI PROJESİNİN 19. ESERİDİR,
HAKİM BEY SUB PRESS KİTALIĞI 26+ KİTAPTAN MÜREKKEP OLACAKDIR.

Bu kitap esas olarak Melek imgesini Haberci [Yunanca angelos, “haberci”] olarak ele alacaktır – ancak işe şu idrakle başlamak gerekir: Melek, belki de daha da fazlasıyla bizzat Mesajın kendisidir.

Maniheistlere göre kitaplar Melekler olabilir; Yüce Olan’dan gelen – ya da başka bir yerden, başka bir gerçeklikten gelen Söz’ün yaşayan kişileştirmeleri. Melekî alfabeler vardır. Britanyalı büyücü ve simyacı John Dee, Enohk alfabesinde melekî iletiler almıştır ve Yahudi büyücüleri tılsımlarında ve Kabala meditasyonlarında melekî harfleri kullanmışlardır.

Fakat melekî alfabeler, bu metnin yazıldığı harfler gibi sıradan işaretlerden oluşmazlar. Onlar doğrudan melekî “öz”e iştirak ederler; Görünmeyen Dünya ile organik bağlar kuran bir sistem oluştururlar – tasavvuf terminolojisinde “kuşların dili”.

Geleneksel melekbilim (angeloloji) içinde soyut fikir diye bir şey yoktur. Tüm fikirler ruhsal güçlerdir ve tüm ruhsal güçler kişidir. Afrika’nın Yoruba dininde (Yeni Dünya’nın tamamına da yayılmıştır), Eleggua ya da Legba adı verilen orisha, tüm sınırları, eşikleri ve başlangıçları yönetir. Diğer orishaların hiçbiri, o önce çağrılmadıkça davet edilemez; çünkü (Hermes gibi) o dünyalar arasındaki “habercidir”.

Fakat Eleggua aynı zamanda bir Hilebazdır; romu sever, haylazdır ve bilgiden ziyade gürültü aktarma eğilimindedir. Aslında o bizzat dilin kendisidir – muğlak, çift yüzlü, hain ve ezoterik. Bazı inananların onu Şeytan’ın, düşmüş Meleğin bir tezahürü olarak görmesine şaşmamak gerekir; çünkü dil bir tür “günahtır”, doğal sınırların ihlalidir – ve yazı şüpheli, riskli bir büyü biçimidir. Hermes yazıyı icat ettiğinde, babası Zeus bunun kötü bir fikir olduğunu söylemişti; iletişimi daha zor hale getirecek ve belleğe büyük zarar verecek bir araç olduğunu. O belleğe ki, “ilahi olana en yakın insan yetisi” olarak adlandırılmıştır.)

Bugünün New Age melek merakı, Meleği sanki tebrik kartlarından çıkmış bir figür gibi yüceltme eğiliminde: sıcak, destekleyici, yaratıcı. Meleğin tehlikeli yönü neredeyse tamamen unutulmuş durumda. Katolik hiyerarşi, Melek kültüne her zaman derin bir kuşkuyla yaklaşmıştır; “evrensel Kilise” 2000 yıl boyunca ruhsal güç üzerindeki tekeline yönelik tehditleri görmezden gelerek ayakta kalmamıştır. Kişinin “kendi Meleğini gerçekleştirmesi”, elbette ki kendi peygamberliğini gerçekleştirmeye denktir — hatta (Hindu Vedantistlerin söyleyeceği gibi) kişinin kendi “ilahlığını”. Sufilerin önerdiği gibi bedenini bir “Melekler Mahkemesi” ne dönüştürmek, kişinin kendi varlığıyla Tahtın önünde durmasıdır; yani hem aracısı hem mesajı olan kişinin kendisi olmasıdır.

Böylece Melek tarafından dokunulmuş olan biri için, tüm dil ve aslında tüm araçlar, gerçekliğin kendisiyle doğrudan ve aracısız bir deneyimin potansiyelini taşır ya da taşımalıdır. Tüm medya —— melekîdir. Eğer medya (yazı ve dil gibi) bizim için bu doğrudan deneyimden uzaklaştıran, ayıran ve yabancılaştıran bir araca dönüşmüşse, bu Meleklerin suçu değildir — ne kadar kurnaz ve muğlak olsalar da. Biz kendimizi yalnızca temsillerin kozasına teslim ettik ve bizzat Varlığın kendisini ıskaladık. Kendimizi unutkanlıkla sarmaladık ve gerçek benliğimizi ve kökenlerimizi yeniden-hatırlama yetimizi yitirdik.

İlahi olan (gerçek olan), insan formuna (melekî olana) bürünür ki insan ilahi olabilsin. Eğer çağımızda Meleğin yeniden keşfi bir şey ifade ediyorsa, bunun bir “Çağrı” olarak, bizi Melekten — ve kendimizden — ayırıyor gibi görünen o sınır bölgesini aşmaya davet olarak deneyimlenmesi gerekir.

 

HAKİM BEY
New York, Bahar Ekinoksu, 1993