Şevket Kaan Şimşekalp
16 Temmuzdan itibaren kargolanır, indirimli önsipariş eseridir.
spinoza’nın anlayıp öğrenmenin verdiği sevincini merak ettim, yargılayıcı, ödev ve ceza verici olmayan, cennetsiz, cehennemsiz, iyisiz, kötüsüz doğa tanrısı, okuduğum kadarıyla einstein’ın da otizmi regüle etmesine katkıda bulunmuş, ben de cehennemden firar etmiş gibi hissettim, daha önce de karanlıkta el yordamıyla, farkında olmadan sezgisel bir biçimde uyguladığım, o yüzden birikmiş bir ortak akıldan faydalandığıma inanıp, bu günlerde nispeten anlayarak rizomatik-hibrit diye adlandırdığım form ise lineer, hiyerarşik, merkeziyetçi anlam, özne, tema, bağlam ve anlatıya karşı durup onları yok etmeden bölerek çoğullaştıran bir interaktif bağlantılar ve ilişkiler sistemi, kaosun içindeki düzenin ifadesidir, bir anlam ve ritim diğer bir anlam ve ritimle çarpışıp üçüncü melez anlam ve ritme yol açar, neden sonuç ilişkisinden ziyade konudan konuya atlayıp, bağlamdan bağlama çağrışımsal ve devrim hissi veren ani sıçramalarla ilerler, okur ters köşeye yatar, metnin omurgası içsel müzikalitemle ilişkili ve sezgiseldir, rizomatik hibrit düzendir, hükümet iç savaş, bağlantısal bütünlük matematiği ile karşılaştığımda, bu matematik kaosun alanına girdiği için aklıma gelen ilk soru kaos gerçekten kaos mudur, oldu, yapay zekayla yaptığım sohbetlerde rizom’atik hibrit veya sıçramalı mikro anlatıların birbiriyle etkileşimleriyle oluşan, hibrit-rizomatik-mikro anlatı-şiir’in, matematiksel açılımı da bağlantısal bütünlüğün alanına giren graf ve ağ teorilerinin şemalarıyla gösteriliyor, bir algoritması olması bilinçli-sezgiselliktir, bu forma en yakın formu modern dilde ilk defa dadalar ortaya koymuş (dadaist yoktur dada vardır) ama o dönemde rizom kavramı yoktu, parnasyen mallarme’ın dizeleri orta yerinde kesip alt dizede devam ettiren ulantıları da rizomun sıçramalı akışına ve bölüp çoğullaştırıcı biçimsel işlevine bir teknik olarak ön ayak olmuş bence ama saf şiir anlayışı değil, çevirisini yaptığım new york şiir okulu şairleri gibi içtenlikle kitsch’e yüksek teknik yedirip popüler kültürle entelektüeller arasındaki sınırları öncelikle kendi içimde muğlaklaştırmaya çalıştım, alçak kültür ne acayip bir tabirdir, benim bildiğim kültür bir yapıdır, yapılır bozulur, yeniden yapılır ve devamı, hibrit-rizomatik-mikro anlatı-şiir’in rizomatik öğeleri de böyledir, anlam kaymalarını, ki bana luis bunuel’in, rüyaları iç içe geçirip seyirciyi muallakta bırakmasını anımsatır, parçalı, kolajvari yapı ama sezgisel omurgayı new york şiir okulu da kullanmıştır, deleuze’e göre felsefe, felsefe tarihinin kolajıdır, o yüzden kolajvari yapı, biçime, uygun bir analoji yoluyla felsefe yedirmektir, umarım doğru bir analojidir, çünkü ben söz konusu olunca, Platon’un, şair ne anlama geldiğini anlamadığı sözler eden kişidir, deyişi zaman zaman doğruydu, buna bir cevap aradım ve bu kadar veri ile bilginin birikmiş olduğu bir çağda, şairin yaptığını görebilmesi için yeteri kadar felsefe, vs… öğrenmesi kolaylaştı, yine de güneşi balçıkla sıvamaya benzer ama söylemek istediğim, profesör olmaya gerek yok, tarih, felsefe, nörobiyoloji, psikiyatri, şiirden apayrı uzmanlık alanları, o yüzden onları şiire yedirirken bilgi verip ahkam kesmekten ziyade öncelikle değerlerimi bedenselleştirmek istediğim için kullanıp deneyimlerimi aşmamaya özen gösterip nadiren aştım, sait faikin öykülerinde ne kadar şiir, edip canseverin şiirlerinde ne kadar öykü varsa, aşağıdaki metinlerde o kadar bilim felsefe vardır, rizomatik hibrit merkezi anlatıdan öte içsel akışın deneyimidir, bu noktada bergson’un, duyguların deneyimlendiği, kesintisiz kıvrımlı bir akış olan içsel süre (duree) kavramıyla yol arkadaşıdır, şimdi geçmiş gelecek, özne gibi bölünüp iç içe geçer, zihinsel de olabilir, fiziksel de, ikisi bir arada makbuldür, ama Y.Ç. hocanın tespiti üzre deleuze’ün bile 20 yıl boyunca pariste aynı mahallede ailesiyle oturup, sık sık seyahat etmeden yersiz yurtsuzlaşması zihinseldir, engels gibi bir fabrikatör, marks gibi hayatı boyunca çalışmamış proletarya savaşçısını destekleyip yoksulların yanında yer alabilir, paris komünü sırasında marks, yerim londra kütüphanesidir, derken Rimbaud barikatlara koşabilir, marksistler kuram konusunda derinleşirken, anarşi, kitsch gibi doğrudan duyguların içine işleyip, zuhur eder, konu uzar, önemli olan zihin derken sadece düşünce üreticileri değil duygu düzenleyicileri de kast ediyorum, ikisini de ihtiva eden prefrontal korteks (çağdaş sinirbilimde PFC, biliş–duygu ayrımını bozan ana düğüm olarak görülür) ile amigdalaların ateş dansı, bilinç akışı ise beyinde varsayılan mod ağını aktive ediyor (default mode network-dmn), ai’den bunu öğrenince psikiyatristime dmn için gıda takviyesi danıştım, krill yağı, fosfatidilserin, vb… karışımı bir öneride bulundu, alayım da kafa yapsın gibi bir şey değil, uzun süreli kullanımda bütün o ağları birbirine bağlayıp, akışı hızlandırıp, belirginleştiriyor, depresyon tekrar eden karamsar düşüncelerle eş zamanlı bir tür anti üretim duygu durumudur bende, gıda, kafa akışını sağladığı için bu hastalığın tedavisinde de kullanılabilir bence, diğer yandan tekrar öğretiyor hem de farklı bağlamlarda, doktorunuza danışın, gıda takviyesi doktor onayını şart koşmasa da eminim tavsiyeye ihtiyacınız vardır, rizomatik hibritin nöro-estetik açılımı da bağlantısaldır (default mode network salience network prefrontal kortex amigdala insula nucleus accumbens ACC, vb…), bilincin çalışma biçimine paralel ve başlangıcı sonu açık, çoklu girişli çıkışlı, her dizesi diğer dizelerle ilişkisel, dolayısıyla dilediğiniz yerden okumaya başlayıp bırakabilirsiniz, ayrıca şiirin kendisi hakkında konuşan, kendini açıklayan metinler de sundum, yani meta-şiir, modernizmin sıçramalı, kesik bilinç akışını (Joyce, Woolf hattı), derin bireyini ve post modernizmin parçalı anti hiyerarşik ve hatta yüzeysel yapılarını bir arada kullandım, o yüzden hibritim derinleşiyor, yapay zeka beni ted berrigan ile ece ayhan’a yakın buldu, ikisi de sıçramalı akışın, berrigan kişiselden topluma açılan rizomatik yapılı, ayhan dışa dönük ama kapalı anlam kullanan şairleridir, anlam çok belirgin ve merkezde olunca mevzuyu çabucak kavrayıp sıkılıyorum ve ne bireyci ne toplumcu, sevinç duygusu gibi hem bireyci (bireysel soyut düşünce üretemeyen şiir yazamaz) hem toplumcuyum (hayvanları daha çok seviyorum ama yazık insancıklara, sanat ve barış sever toplumları tercih ederim), o yüzden herkez merkez, ironik de tonlayabilirsiniz, zeki ve alaycı ama samimi post-ironiden de faydalandım, posthümanist, eco-profeminist ve queer tavırlardan da, müzakere de ederiz mücadele de, ai’yi, noktalamayı, küfrü, büyük harfleri, görselleri, bağlaçları ve metaforu ekonomik kullandım, joan miro’nun kocaman kanvasta soğuk monokrom fonu, fırçaladığı sıcak renkli bir nokta ile dengelemesini hayal ettim, bu sonra nick cave’in, all the world’s darkness can’t swallow a single spark that searches my love for you, sözünü ağzıma taktı, kaynak olarak hemingway’in tavsiyesi üzre, gördüğüm, okuduğum, duyduğum, her şeyden ve berrigan’ın kendini yeniden yazılama tekniğinden faydalandım, gözlerini kapayıp iki vajina dentata’nın (dişli vajina) iki hipopotam gibi ağzını olabildiğince açıp öğütücü dişlerini birbiriyle çarpıştırdığını hayal etmek de özellikle yaş aldıkça bedensel dinçlik çökeceğinden, sallanan sandalyede kucağında bir kedi yavrusu ile işlevsel arzu üretimine yol açabilir, değil mi ki şiir, orgon enerjisi gibi namekan, ama yapay zekaya yazdırdığım post kitsch manifesto hariç her dizeyi belleğimin akışından ve geleceğe yatırım aracı olarak gördüğüm hayal gücümden çıkardım, hayatımda hayvanlar olmasa yapamazdım, çünkü yazmak için karşılıksız sevgiyi tatmalı, maymun bebekle, insan bebeği bir araya getirmişler, bir süre sonra maymun insanı değil, insan maymunu taklit etmeye başlamış, hayvanlardan, konuşma öncesi şiir şarkı mı öğrenmişiz dersiniz? bunu ketli kafa ormanda su kenarında ateşin yanına uzanıp kurbağalar kuşlar ağustos böceği yapraklar korosunu dinlerken hissettim, tırışkadan işlerden uzak durursak ACABa ne menem bir şeye dönüşeceğiz?
şaire kızılır mı hiç, has-bel kader yaşayıp gösterendir
bizim iş yandan yemeli memeli
