Toute nation a le gouvernement qu'elle mérite.

Black Mountain ANTOLOJİ

 30,00

2 adet stokta

Kategoriler: , ,

Açıklama

12x18cm 108 sayfa

”Okullarda” yazarların gruplaşmaları süregelen bir problem olmuştur. Sözüm ona, Black Mountain Şairleri kendilerini hiçbir zaman bir grup olarak addetmemiş olsalar da birleşerek yarattıkları topluluk muazzam bir sanatsal oluşumu meydana getirmiştir -Black Mountain Okulu, etkileşimlerin gerçekleşmesine fırsat yaratan yer. 1933 yılında Carolina’nın Güney Batısındaki dağlarda kurulup 1956’da kapanan okul, 20. yüzyılın en büyük sanatsal ve eğitimsel tecrübelerinden biriydi. Son yıllarda da okulun her iki kampüsünde üretilen sanat eserlerini içeren birçok uluslararası sergi ve yayın gerçekleştirildi. Bunlardan ilki YMCA Blue Ridge Assembly’de , ikincisi ise Swannanoe Vadisi’nde bulunan Eden Gölü’ndeydi. Black Mountain’in bu denli etkili olmasında bir sürü ünlü ismin parmağı vardır fakat buna rağmen okul hiçbir zaman, o zamanki fakültesinde, yüzden fazla öğrenciyi bünyesinde barındıramadı, hatta sayı bundan da düşük kaldı.
“Black Mountain’’ şairler okulunu tanımlayabilme amacını güden cevaplanması zor bir sürü soru yöneltildi. Black Mountain’in, bu geniş fikirli sanatçı zümresinin, fiziksel ve tarihsel meselelerine mi, yoksa karmaşık bir arkadaşlık oluşumunun etkisine, yazışmalarına, yayınlanmış eserlerine mi odaklanmaktayız?
Charles Olson’ın, Black Mountain’in kökü olduğu genel bir şekilde kabul görür ki Olson 1948 yılında okulda öğretmenlik yapmaya başlayıp 1953 yılında okulun son rektörü olmuştur. 1954’te ise Olson, Robert Creeley’i- Olson’ın “Dışa Dönüklüğün Figürü’’nü- Black Mountain’e getirdi. O sıralarda okulda yirmiden az öğrenci bulunmaktaydı. Ancak, ilişkiler ağı ve Olson’ın “küçük sıcak eğitim kutusundan’’ çıkan yazışmaları sayesinde gerçekleşen kışkırtma, New York, San Francisco, Los Angeles ve diğer yerlerde bulunan sanat camialarında büyük bir etki uyandırdı. Olson’ın, Creeley (Robert) ve Robert Duncan’ın “Açık Alan’’ şiir görüşü, sonraki jenerasyonlara ait şairleri belirgin bir şekilde etkiledi. Günümüzde hala Black Mountain Şiir Okulunu tasvir etmek, imkansız değilse de, oldukça zor bir iş olarak kabul görüyor.
Olson’ın kendisi bile:
Bence bütün bu ‘’Black Mountain Şairi’’ olayı koca bir saçmalık. Yani, aslında, editör tarafından, antolojinin ünlü editörü Bay Allen tarafından yaratıldı… Bizim bir çeşit bilmem ne olduğumuzu sanan insanlar, örneğin, bizi doğru dürüst anlayamayan şairler barınıyordu orada. Kene ya da çete filan sanıyorlardı bizi. Okulun politikası var mıydı? Politika falan yoktu yavrum. Charlie Parker vardı sadece. Yalnız ve sadece Charlie Parker.
Donald Allen’ın antolojisi, -The New American Poetry 1945-1960- Olson, Duncan, Denise Levertov, Paul Blackburn, Paul Carroll, Larry Eigner, Edward Dorn, Jonathan Williams ve Joel Oppenheimer isimlerini Black Mountain başlığı altında toplar. Allen bu seçkiyi 1950’lerin iki önemli küçük dergisine, Origin ve Black Mountain Review ’a dayanarak hazırladı. Allen’ın Black Mountain’e varışından oldukça kısa bir süre evvelinde, 1951’de, kurulmuş ve yukarıda isimleri geçen yazarların birçoğunu basmış, Mallorca’da Creeley’e ait olan Divers Press ve Williams’a ait Jargon Press isimlerinde iki küçük yayınevi bulunmaktaydı.
Ayrıca eleştirmen ve editörler, eğer Olson’ın 1950’de yazdığı ve metinde nefes-ölçülü şiiri savunduğu ‘’Projective Verse’’ başlıklı makalesiyle ilişkilendirirlerse Black Mountain Şairlerinin anlaşılabileceği konusunda tartışmışlardır. Olson makalesinde, eğer şiir nefes-ölçüsüyle yazılırsa ‘’nazımın dejenere olmaktan’’ kurtulabileceğini savunur. Fakat Olson ‘’Black Mountain Şiiri’’ fikrini reddedişine benzer bir tavırla 1950 tarihli makalesini de azımsadı. İşlerinin büyük bir bölümü sesin nefesle yansıtılmasıyla alakalı olduğu gibi, şiirin kağıt üzerindeki görsel öğeleriyle de epey alakalıydı. Olson’ın şiir mirasçılarından biri olan Susan Howe’a göre ‘’Şiirde ‘görmek için duyumsamak,’ Olson’ın icadıdır,’’ ve bu görüş Olson’ın hamasi, The Maximus Poems’ini kendisinin öncüleri olan Ezra Pound ve William Carlos Williams’tan ve onların büyük mısralarından, The Cantos and Paterson’dan ayırır. Şiirler, performatif olabilmelerinin yanı sıra plastik ve resimsel de olabilirler.
Olson bir defasında Black Mountain’e atıfta bulunarak, Creeley’e, “Düşünmek için bir okula ihtiyacım var.’’ demişti. Gergin olan sanat topluluğu Olson’ın işlerine biçim verip onu pedagojik bir şair olarak fişledi. Creeley bir defasında Olson’la gerçekleştirdikleri detaylı yazışmalarla Black Mountain’deki ilk bir araya gelişlerine dikkat çekerek ‘’öyle bir enerji ve hesaplamaydı ki faydalı bir teşvik ve bilgi okulu meydana getirdi.’’ dedi. Olson ve Creeley’nin aralarında var olan derin, yaratıcı ve özel ilişki, ikisinin de aynı okulda öğretmen oluşları, şiir ve şiir sanatlarının Black Mountain’le ilişkilendirilmesini sağlayan yegâne penceredir. Kaldı ki öykü daha da derinleşmektedir. Olson’ın deyişiyle olay ‘’Charlie Parker’’dı; emprovize, sonu açık, olasılıklara ve değişime tabiydi.
Kesin olan bir şey varsa o da Allen’ın Black Mountain şairleri gruplandırılmasının, Yeni Amerikan Şiiri’nde görünüp Black Mountain ile fazlasıyla ilgisi olan bir dizi yazarı bu gruplandırmanın dışında tutmasıdır. Olson, Creeley ve Duncan Black Mountain’de öğretmenken, Dorn, Oppenheimer ve Jonathan Williams orada öğrenciydi. Levertov ve Blackburn okula adımını dahi atmamıştı. John Wieners gibi öğrenciler ya da Mary Caroline Richards ve Hilda Morley gibi şair-öğretmenler Birleşik Devletlerin diğer önemli şiir antolojilerinin yaptığı gibi Allen’ın kitabında da dışarıda bırakıldı. Olson, yaygın olan Black Mountain Şiiri algısını reddetti ancak okulun asıl yadsınamazlığına baktığımızda -süregelen bir öğretme, öğrenme ve deneyimleme vardı ve topraklarının üzerinde, yörüngesinde alışılagelmişin dışında bir şair güruhuna ev sahipliği yapıyordu- ortaya çıkan çalışmaların her birinin içeriğinde gelişimin temel öğelerinin, formun ve kapsamın aynı amaçla ortaya çıkmış olduğunu görürüz.
Okulun kurucusu olan John Andrew Rice, John Dewey tarafından da dile getirildiği gibi demokratik bir şekilde yeni bir bakış açısı bulmak için ileriyi amaçlayan “gelişimci’’ bir enstitü tahayyül etmişti. Kafasındaki bir sanat okulu değildi. Daha doğrusu, Dewey’nin düşüncesini baz alırsak, okulun amacı, sanatı merkeze oturtup özenle oluşturulmuş bir müfredat geliştirmekti.
Rice’ın Harper’s Monthly’de çıkan Black Mountain üzerine yazdığı 1936 tarihli makalesinden alıntılarsak:
Bizim istikrarlı bir şekilde sürdürdüğümüz başat çabamız metot öğretmektir, içerik değil, gelişim sürecinin üzerinde durmaktır, sonucun değil; öğrencileri, gerçeklerle başa çıkma yöntemlerinin farkına varmalarını sağlamaya çağırmak, ki o (öğrenci) tüm bu gerçeklerin ortasında, gerçeklerin kendisinden daha önemlidir.
Dünya üzerinde, yaşama ve çalışma sanatının grameri adında öğrenilen bir teknik vardır. Mantığı ise, ne kadar sert olursa olsun öğrenilmeli; eğer başka bir amaç yoksa, sınırları bilinmeli. Diyalektik öğrenilmeli: hiçbir duygu kayırılmamalı, çünkü gerçekler seni oyuna getirdiğinde kendini iyi hissedemezsin. İnsanların fikirlere verdiği cevaplar ve geçmişteki şeyler öğrenilmeli; Fark etmeliyiz ki dünya kurtarılmaya değmez, dünya yeniden yaratılmalı. Bu da kalem, fırça ve keskiyle mümkündür.
Rice’ın 1930’da sunduğu kurucu ilkeler daha sonraları Black Mountain şairleri tarafından nadiren tartışılsa da herhangi başka bir ifade şeklinin bir şairler grubunu böylesine birleştirici bir şekilde ilişkilendirebileceğini düşünemiyorum. Kuruculardan bir diğeri Theodore ‘’Ted’’ Dreier ise, “Black Mountain, diğer tüm köklerine dönmek adına modern arayışlarda bulunan gerçek radikalizm gibi, en yüksek öğretimin, politik olmayan radikalizm olduğunu savundu.’’ yazmıştır.
Yine de Black Mountain kendi zamanının politik gerçeklerinden izole değildi. Örnek olarak sivil haklar için gerçekleştirilen eylemlerdeki rolünü gösterebiliriz. 1944’te, Brown v. Board of Education ’dan 10 yıl evvel, okul, kampüsleri birleştirmek için oldukça tartışmalı adımlar atmıştı. Buncombe County, Kuzey Carolina’daki bazı komşularının tehditleri ve misillemeleri yüzünden delicesine korkmuş halde olmalarına rağmen muhalifler olarak ırk eşitliğine itiraz etmediler. Hatta bir öğretmen ‘’Güneye açık savaş ilan etmeyip belayı çağırmamak bilgeliğin en iyi kısmıdır.’’ şeklinde yazar.
Okul, niyetini belli ederek Afrikalı-Amerikan Alma Stone Williams adlı öğrenciyi 1944 yazının müzik enstitüsüne kabul eder. Böylece Williams, Güney’de bulunan ‘’Beyaz’’ bir okula kaydolan ilk siyahi öğrenci unvanını kazanır. Kuzen Carolina Bölge Arşivleri, Batı Bölgesi Şubesi’nde bulunan hatıratında Williams şöyle yazar:

Black Mountain, çeşitli ırk, sınıf, millet ve fiziksel durumlardan insanları bünyesine dahil etmeyi becerebilir bir haldeydi ama Georgia’da, doğmuş olduğum eyalette, tek boyutlu olarak görüldüm -Siyah… Yıl 1944’tü. Bunun gerçekleşmesinin çok da kolay olmayacağını düşünüyordum lakin Black Mountain Okulu benim için hazırdı; “Beyaz Güneyin’’ geri kalanıysa henüz değildi.
Kendisi benzersiz bir durumdayken, Williams, Black Mountain’de, dehşetin ne demek olduğunu bilen diğer öğretmen ve öğrencilerle tanıştı. Daha en başından beri okulun ‘’ilerici deneyi’’ Avrupa’daki otoriter rejimlerden kaçan Avrupalı göçmenler tarafından şekillendirilmekteydi. Bu göçmenlerin arasındaki esas figürler Bauhaus’tan Alman ressam ve eski öğretmen-usta Josef Albers, onun karısı dokumacı ve öğretmen Anni Albers bulunmaktaydı. Anni, Bauhaus’ta iken Josef’in öğrencisiydi ve Naziler Alman sanat okulunun kapatılması için baskılar yapınca ikili Amerika’ya geldi.
1933’ün başlarında, 16 yıldan fazla bir süre Josef ve Anni, Black Mountain’deki yaşamın merkezindeydi. Josef Albers’ın Bauhaus müfredatı okuldaki öğretimi en yüksek standarda kavuşturdu. Öğretmen olarak görevinin ‘’gözleri açmak’’ olduğunu söylüyordu. Bu da Black Mountain’deki eğitimin odak noktasıydı. Yeni perspektifler, yeni görme yolları bulmak ve dünya hakkında düşünmekti hedefleri. Bu da estetik, pedagojik ve -evet- politik düşünmek demekti.
Sonraları Albers’in öğretisi Black Mountain’deki şairleri etkiledi. Duncan’ın okuldaki derslerinde söylediği gibi,
Albers’in yapmakta olduğu şey hakkında herhangi birisinin sahip olabileceği bir fikre sahiptim. Siz [Albers’in öğrencileri] zaten renk teorisini biliyorsunuz, bir atölye yaptılar, resmi bitirmeyi amaçlamıyorlardı… Düşündüm ki ‘’Tamam, bu gerçekten de doğru’’… Sanırım beş ünlümüz… ve hecemiz vardı… Diğer çoğu şeyde, ölçmelerde de olduğu gibi rakamlar şiirin içinde de bulunur. Ama… Albers… Renkler onun için yalnızca renk değildi, boşluğun ve numaraların karşılıklı ilişkisiydi.
Etkileşim ve ilişkiler Black Mountain’de paylaşılan sanatsal kaygıların birer parçasıydı fakat öte yandan toplum içindeki sosyal hayatın da en basit gerçekleriydiler. Herhangi birisi Black Mountain’den ayrı olarak, herhangi bir okulda yaşayan, öğretmenlik yapan ve okuyan bir ton sanatçıyı içeren bir liste yapabilir: Willem de Kooning, Elaine de Kooning, Franz Kline, Ruth Asawa, Cy Twombly, Dorothea Rockburne, Elizabeth Jennerjahn, Pete Jennerjahn, Robert Rauschenberg, Kenneth Noland, Ray Johnson, Arthur Penn, Hazel Larsen Archer, Jacob Lawrance, Gwendolyn Knight, Merce Cunningham, Katherine Litz, John Cage, David Tudor, Lou Harrison, Stefan Wolpe, ve liste böyle devam eder.
Black Mountain Okulunun arazisi üzerindeki sanatçıların aralarında vuku bulan ilişkiler aracılığıyla yeni eserler yaratıldı. Örneğin, Creeley, All That Is Lovely In Lovely Men kitabı için ressam Dan Rice ile işbirliği yaptı ki bu kitap Creeley’nin erken dönem eserlerinin en başarılılarından bazılarını içermektedir. Creeley ve Rice birlikte yaşadılar ve jazz’a karşı epeyce derin bir sevgi paylaştılar. Jazz’a yönelik bu ilgileri, Creeley’nin lirik şiirlerinin karakteristik ritminin ve kekeme sentaksının şekillenmesini sağlayan unsur oldu.
Olson sanatçı Ben Shahn ve dansçı -koreograf Katherine Litz ile ‘’gilf değiştirme’’ sınıfına ve hatta Merce Cunningham’ın bazı dans sınıflarına bile katıldı. Okulun danışmanlığına William Carlos Williams’tan Albert Einstein’a ve John Dewey’e değin bütün isimler dahildi. Bu da Black Mountain’deki sanatsal, entelektüel ve sosyal etkileşimin gerçekten de ne kadar canlı olduğuna dair iyi bir fikir veriyor. Okul ilham veren, dikkat çeken, çığır açan çalışmalar üretirken – herhangi bir küçük, birbirine sıkıca bağlı topluluk gibi – kendini nihayete erdirecek kırgınlıkları ve bölünmeleri beslemekten de geri kalmadı.
Black Mountain’deki birçok tanınmış figür şiirler yazmıştır ve 1933-1956 yılları arası okul hayatına baktığımızda, Black Mountain Şiiri olarak adlandırılabilecek çok geniş bir manzarayla karşılaşırız. Elinizdeki bu antoloji Black Mountain şairleri tarafından yazılan şiirleri geniş bir biçimde ele alıyor. Yaygın olarak bilinen Black Mountain Şairlerini incelerken -Olson, Creeley, Duncan, Levertov, Dorn, Oppenheimer, Williams- genellikle grubun dışında tutulan diğer yazarları da listeye dahil ediyor. Albers, Black Mountain pedagojisinin kalbiydi ve Black Mountain ve Bauhaus arasında bir nevi bağlantı görevi icra edip son döneminde, Birleşik Devletlerin en yüksek eğitim mercileriyle bağlantılar kurarak, Harvard ve Yale, okulun daha etkili bir hale gelmesini sağladı.
John Cage de 1948’in ilkbahar, yaz ve ’52 ile ‘53 yazının kısa dönemlerinde öğretmenlik yaptı ve birlikte çalıştığı Merce Cunningham’la birlikte Black Mountain topluluğu üzerinde oldukça büyük bir etki yarattı. Cage’in Theater Piece No. 1’i (ilk ‘’sahneleniş’’ olarak da bilinir.) Black Mountain tarihi ve mitolojisinin en ünlü olaylarından biridir. Doğaçlama etkinlik, Cunningham, Rauschenberg, Tudor ve diğerlerinin yanı sıra Olson ve Richards’ın şiir okumalarını içeriyordu. Cage’in büyük oranda spontane bir şekilde ürettiği, çoğu ders olarak işlenmek üzere, şiirlerden oluşan yazıları, onun ‘’uzay-zaman’’ müzikali kompozisyonlarının deneyimini geniş bir boyuta taşıdı. Cage de Cunningham da Black Mountain’de Buckminster Fuller’le oldukça değerli etkileşimlerde bulundular. Fuller bir yaz mevsimi boyunca, tasarlamış olduğu ilk jeodezik kubbesini Eden Gölü’nün çimlerinin üzerine dikti. Ayrıca hem formunda hem de içeriğinde Fullerin değişken odağının örneklerini bulabileceğimiz Untitled Epic Poem on the History of Industrialization’ın bölümlerini de eşsiz birer artikülasyona sahip oldukları için bu kitaba dahil ettim.
Ayrıca Pual Goodman da Black Mountain’de kısa eğitimler verdiğinden dolayı, şiir olarak yazdığı eşsiz politik ve pedagojik yazılarını da kitaba eklemek istedim. Muazzam bir şair. Growing Up Absurd, Communitas ve Gestalt Therapy dahil olmak üzere dönemin seminal nesirlerine imza attı. Goodman’ın eserleri, 1940’ların ve ‘50’lerin Birleşik Devletler’inde yaşamakta olan halkın değişimine derinlemesine göz atabilmemize imkan verir. Black Mountain bu konuda, kültürel manzaranın değişiminde ve onun hareketliliğinde rol alarak -Goodman’ın eserlerindeki gibi- 1960’taki karşı-kültür hareketinin öncüsü olmuştur.
M. C. Richards ve Hilda Morley ikilisi de çok çok uzun süre ihmal edilmişlerdir. Richards, Black Mountainin en çok sevilen öğretmenlerinden bir tanesiydi. Richards 1948’de Black Mountain Press’i kurmuş, Black Mountain Review’un ilk edisyonunu basmıştır (sanırım Olson ve Creeley kendi dergilerini 1954’te bastıklarında Richards’ın onlardan evvel gerçekleştirdiği bu eyleme dair hiçbir şey bilmiyorlardı). Black Mountain öğrencisi Fielding Dawson, “Okulu tanımlayabilmek için aklımızı bütün o okulla özdeşleştirilen ünlü isimlerden arındırmalıyız. Black Mountain’i tanımlayabilmek ve anlayabilmek için yeni bir yaklaşımda bulunarak M. C.’yi anlatıcı koltuğuna oturtup Black Mountain’i onun ağzından dinlemek doğru olurdu. O da en az herkes kadar, çoğundan daha fazla, nerede olursa olsun okulu kimliği yerine koydu, onu özümsedi.’’ Dowson, Black Mountain şiirinin, sanatının ve eğitiminin merkezine Olson’ın yerine Richards’ı yerleştirir. Richards 1954’te Black Mountain’i terk edişinin ardından Cage, Cunningham ve Tudor’un da aralarında bulunduğu New York / Rocklan County’deki Stony Point topluluğuna katılır. Daha sonraları Olson, Stony Point’ten Black Mountain Okulunun ‘’devam kolu’’ olarak bahsedecektir.
Morley, BMO’da, metafiziksel şairlere özgü özel bir ilgiyle şiir öğretmenliği yaptı. 1952’de, Black Mountain’de müzik öğretmenliği yapan ve aynı zamanda Olson’ın ‘’The Death of Europe’’un açılış dizelerinde bahsettiği Alman kompozitör Stefan Wolpe ile evlendi. Wolpe, 1972’deki ölümünden evvel yaklaşık on yıl boyunca Parkinson hastalığından mustaripti ve ölümünün ardından Morley, onun için What Are Winds & What Are Waters adında harikulade bir ağıtlar kitabı yazdı.
Morley’nin eserleri bize modern ressamlara karşı ne kadar derin ve uçsuz bucaksız bir ilgi duyduğunu gösterir, ‘’The Eye Opened’’ şiirinde de görebileceğimiz gibi. ‘’For Creeley’’ şiirinde de genç bir şairin Black Mountain’e varışının silinmez portresini sunar. Creeley’nin kendisi, Morley’nin eserini ‘’herhangi birinin öğrenip katılabileceği insan kısıtlamaları’’ olarak yorumlar. Morley’nin seçilmiş şiirlerine, The Turning’i merkezine alarak: ‘’Kendinize bu denli kolay hareket etmeyi nasıl öğrettiğinizi ve özellikle de terimlere, şeylere, her duyguya nasıl bu kadar yumuşakça ve istikrarlı bir şekilde dokunup da onları gerçek hale getirebildiğinizi, onları nasıl gerçeğe dönüştürdüğünüzü merak ediyorum -Denise’in söylediği gibi (Jung’dan alıntılayarak), ‘Hareket eden her şey canlıdır.’ Bundan iyi bir anlam çıkartabilirsin.’’
Seçkinin bu cildini hazırlama sürecimi, ismi geçen şairleri yıllarca aklıma ve kalbime yakın tutuşuma bağlıyorum. Bu şairlerin eserlerini keşfedişim, insanlarıyla, mekanıyla Black Mountain Okulu’nun beni büyüleyişi, yazımımı ve düşüncelerimi şekillendiren unsurlar oldular. Olson’ın bize hatırlattığı gibi, ‘’Hayatın kendisi bir müdahil oluştur.’’ Bu şiirlerin gücü, insanların en basit hakikatlerini, şiirlerin aktifliğiyle bitmek tükenmek bilmeyen bir iç arayışa tabii tutulmasında ve onların dışarı yansıtılmasında mevcuttur – bir hayat ölçüsü olarak şiir. Onlar kutsal metinlere ve muhaverelere dahildirler.
Bu ince cilt, okuyucuya bu şairlerin ürettiklerinin yalnızca bir kısmını tanıtabilir ve her türden kıstasa dayalı olarak dahil edilen ya da dışarıda bırakılan şairler mevcuttur. Bu kitap Black Mountain’de şiir yazıp okula hizmet etmiş bütün şairleri içeremeyeceği gibi, Black Mountain şairlerinin şiir camiası üzerindeki devasa etkisini de tam olarak dile getiremez. Umduğum yegane husus, okuyucuda bir şey uyandırabilmek ve bu kendine has sanatçılar tarafından üretilmiş olan sayısız kitabı ve diğer eserleri takip etmesini sağlayabilmek. Bu ufak seçkinin kendine ait kesin limitleri mevcut ama aynı zamanda yadsınamayacak bir erdeme de sahip. Ben de zamanında, ceplerime tıkıştırdığım ufak şiir kitaplarının cefakar dostluğuyla dünyayı hissetmenin ve görmenin yeni yollarını bulmak için dünya boyu seyahat ettim. Umuyorum ki bazıları için bu cilt de güvenilebilir bir arkadaş olur. -JONATHAN C. CREASY