Cadılar, Ebeler, Hemşireler -Kadın Şifacıların Tarihi

 33,00

Açıklama

32 sayfa
13,5 x 19,5 cm

Kadınlar daima şifacı olmuştur. Onlar ruhsatsız doktorlardı, batı tarihinin anatomi uzmanlarıydı. Onlar kürtajcı, hemşire ve rehberlik uzmanlarıydı. Onlar eczacıydı, şifalı bitkileri yetiştirenler ve bunların kullanım sırlarını birbirleri arasında alıp ve-renlerdi. Onlar evden eve, köyden köye dolaşan ebelerdi. Kadınlar yüzyıllar boyun-ca, kitaplardan ve derslerden menedilen, birbirlerinden öğrenen ve tecrübeyi komşu-dan komşuya, anneden kızına aktaran diplomasız doktorlar oldular. Halk onlara “bilge kadınlar” dedi, otoriteler cadı ya da şarlatan. Tıp, kadınlar olarak bizim mirasımızın bir parçasıdır, tarihimizdir, doğuştan gelen hakkımızdır.

Ancak günümüzde sağlık hizmetleri, erkek meslek mütehassıslarının mülkiyetinde-dir. ABD’deki doktorların yüzde 93’ü ve de sağlık kurumlarının üst yönetici ve idarecilerinin hemen hepsi erkektir. Genele vurulduğunda yine kadınlar çoğunluktadır – sağlık çalışanlarının yüzde 70’i kadındır – ancak bizler, patronların erkeklerden oluştuğu bir endüstriye çalışanlar olarak dahil ediliyoruz. Artık kendi ismimizle, kendi işimizle bilinen bağımsız pratisyenler değiliz. Bizler çoğu zaman kuruma ait demirbaş ve birer yüze bile sahip olmayan boşluklardan oluşan işleri dolduranlarız: evrak memuru, yardımcı diyetisyen, tekniker, temizlikçi.

Şifa verme sürecine katılımımıza izin verildiğinde de, bunu ancak hemşire olarak yapabiliyoruz. Hastabakıcılıktan daha üst kademelere kadar tüm hemşireler, doktorlar baz alınarak “yardımcı çalışanlardır” (buradaki “yardımcı” için kullanılan İngilizce sözcük “ancillary”, Latince hizmetçi kız anlamına gelen ancilla sözcüğünden geliyor). Vasıf gerektirmeyen işleri kendilerine endüstri titizliğiyle tek tek açıklanan hemşire yardımcılarından, doktorların emirlerini hemşire yardımcılarının görev listesine aktaran “profesyonel” hemşirelere tüm hemşireler erkek egemen meslek mütehassıslarının hizmetindeki tektip bir hizmetçilik konumunu paylaşmaktadırlar.

İtaatkârlığımızı cehaletimiz pekiştiriyor, cehaletimiz ise zorunlu. Hemşirelere soru sormamaları, güçlük çıkarmamaları öğretiliyor. “En doğrusunu doktor bilir.” Bizlere aklımızın almayacağı öğretilmiş olan Bilim’in yasak, gizemli biçimde karmaşık dünyasıyla bağlantı halindeki şamandır o. Kadın sağlık çalışanları, yani edilgen ve sessiz çoğunluk, “kadın” işleri olan besleme ve bakım, temizlik işleriyle sınırlı tutularak işlerinin bilimsel esasına yabancılaştırılmış haldedir.

Cadıların Çekici.
İtaatkârlığımızın biyolojimizin getirdiği bir şey olduğu söylenir bize: kadınlar doğuş-tan hemşireliğe uygundur, doktorluğa değil. Bazen kendimizi, erkeklerden ziyade anatomimiz tarafından yenilgiye uğratıldığımız ve kadınların hiçbir zaman evleri dışında özgür ve yaratıcı aktörler olamayacak denli âdet ve üreme döngüleriyle kuşatılmış olduğu düşüncesiyle teselli etmeye bile çalışırız. Geleneksel tıp tarihçelerinin beslediği bir başka mit de, erkek meslek mütehassıslarının üstün teknoloji kabiliyetleri sayesinde başarılı olduğudur. Bu rivayetlere göre, (erkek) bilim neredeyse kendiliğinden (kadın) batıl inançların yerini almış, o zamandan itibaren bunlar “kocakarı masalları” olarak anılmaya başlamıştır.

Ancak tarih, bu düşünceleri yalanlar. Kadınlar bağımsız şifacılar olagelmiştir, çoğu zaman kadınlar ve yoksullar için yegâne şifacı onlar olmuşlardır. Fakat sonrasında, üzerinde çalıştığımız dönemlerde gördük ki, aksine, denenmemiş öğretilere ve tören-sel uygulamalara tutunup kalan erkek meslek mütehassıslarıydı; tedaviye daha insancıl, ampirik bir yaklaşım getirense kadın şifacılardı.

Bugünkü sağlık sistemi içerisindeki konumumuz “doğal” değildir. Açıklanması gereken bir koşuldur bu. Bu risalede şunu soruyoruz: Eski lider konumumuzdan, mevcut itaat eden konumumuza nasıl geldik?

En azından şu kadarını öğrendik: kadın sağlık çalışanlarının bastırılıp erkek meslek mütehassıslarının egemen konuma geçişinin tıp bilimindeki değişimlerden kaynaklanıp kendiliğinden ortaya çıkan “doğal” bir süreç de, kadınların tedavi işini üstüne almayı becerememesinin bir sonucu da olmadığını. Gerçekleşen şey, erkek meslek mütehassıslarının aktif biçimde kontrolü ele geçirmesiydi. Erkeklerin başarılı olmasını sağlayan da bilim değildi: Ciddi çatışmalar, modern bilim teknolojilerinin gelişmesinden çok zaman önce gerçekleşmişti.

Mücadelenin ödülü büyüktü: Tıbbın politik ve ekonomik olarak tekelleşmesi, onun kurumsal örgütleri, teorisi ve pratiği, kârları ve prestiji üzerinde kontrol sahibi olmak demekti. Tıbbın tüm hâkimiyetini elde tutmanın potansiyel olarak kimin yaşayıp kimin öleceğine, kimin doğurgan, kimin kısır, kimin “deli”, kimin akıllı olduğuna karar verme gücü anlamına geldiği günümüzde ise bu ödül daha da büyüktür.

Kadın şifacıların tıp kurumu tarafından baskılanması, birincisi, genel cinsiyet mücadelesi tarihinin bir parçası olması yönünden politik bir mücadeleydi. Kadın şifacıların konumu da, kadının konumuyla birlikte yükselişe ve düşüşe geçti. Kadın şifacılar saldırılara uğradığında, Kadın oldukları için oluyordu bu; bu saldırılara karşı koyduklarında, bunu tüm kadınlarla dayanışma içerisinde yapıyorlardı.

İkincisi, sınıf mücadelesinin bir parçası olması yönünden politik bir mücadeleydi. Kadın şifacılar halkın doktorlarıydı, onların tıp ilmi halkın altkültürünün bir parçasıydı. Ta bugüne değin, kadınların tıbbi pratikleri, yerleşik resmi makamlardan özgürleşmek için mücadele vermiş olan alt sınıf isyan hareketlerinin tam ortasında gelişmiştir. Diğer yandan erkek meslek mütehassısları – hem tıbbi hem politik açıdan – yönetici sınıfa hizmet etmiştir. Menfaatleri üniversiteler, hayır kuruluşları ve hukuk tarafından artırılmıştır. Zaferlerini – pek de kendi çabalarına değil de- hizmet ettikleri yönetici sınıfın müdahil olmasına borçludurlar.

Bu risale, biz sağlık çalışanlarının tarihçesini hatırlatmak için gerçekleştirilmesi gereken araştırma çalışması için bir giriş olarak sunulmaktadır. Bu risale, hiçbir şekilde “profesyonel” tarihçiler olmayan kadınlar tarafından yazılmış, genellikle yarım yamalak, çoğunlukla taraflı kaynaklardan toplanmış, parçalar halinde ve bölük pörçük bir anlatımdan oluşmaktadır. Anlatımı batı tarihiyle sınırlandırdık, çünkü bugün karşımıza çıkan kurumlar batı medeniyetinin birer ürünüdür. Tam olarak kronolojik bir tarih sunabilmiş değiliz. Buna karşılık, burada sağlık hizmetlerinde erkeklerin kontrolü ele geçirmesinin önemli iki ayrı safhasını ele aldık: Ortaçağ Avrupa’sındaki cadıların baskılanması ve 19. yüzyılda Amerika’da tıp mesleğinde erkeklerin yükselişi.

Tarihimizi anlamak, mücadeleye yeniden nasıl başlayacağımızı anlamaya başlamak demektir.