اِيشْ عَلَيَّامِنّي

Jefferson ve/ya da Mussolini – Benim gördüğüm faşizm

 59,40

Açıklama

100 sayfa
12 cm x 18 cm
Türkçesi Anıl Karol
Editör Şenol Erdoğan

Ezra Pound tarafından
Londra’daki Criterion editörüne yazılan mektup

I
Duce’yi oluşturan etmenlerden biri de “anti-storico” olması, yani tarihsel sürece karşı olan her şeye karşı sürdürdüğü nazik tenkittir.
İtalya’daki egzotik, 19. Yüzyıl modası, ithal ad hoc, geçici sebepli, Kuzey İtalya’da bir doktriner oyunu, Gü-ney’de ise diplomatik bir kaza olan parlamenter sistemin İtalyanların kanında ve kemiklerinde olmadığı aşikardır.
Vittorio Emanuele’in devlet tarafından pasta süsü olarak itilmesinin gerekçeleri ve hatta bir gereksinimi vardı.
Turin’de de facto olarak gösterdiği en iyi örnek, Pi-edmont parlamentosunun noktalı çizgili antlaşmasına imza atmaması olmuştur. Victor, insanlara o imzayı atacak bir insan seçmelerini söylemişti.
Sistem, Avusturya ile olan bir antlaşma ile teknik çakışma yaşanmaması için Napoli’de devreye sokuldu.
Biraz zaman tanınmasıyla birlikte (Anno XII) Mussolini, insanların iradelerini soruşturmak adına farklı coğrafi bölgelerden seçilen politikacılardan daha etkili bir planla ortaya çıktı. Her türden insanın temsil edildiği, ya da belirli bir mesleğin ihtiyaç ve gereksinimlerine dair doğrudan bilgi sahibi insanlardan oluşan bir konsey istiyordu.
Mussolini farklı bir kumaşa sahip uluslardan asla faşizmin kümbet ve tepeliklerini benimsemelerini istemedi. Alıp İngiltere’ye koysanız, köklerini Witanagemot’a en az Douglas kadar saracaktır.
1934 Sonbaharında yapılan propagandanın en kara yalanı, yeniden işe alınmanın mümkünmüş gibi gösterilme-siydi.
Teknokratlar bile yıllar önce eski saat seviyelerinde çalışmanın imkânsız olduğunu göstermişti.
İnsani nezaket gereği, iş bölümü tamamen küçük bir gruba yüklenmek yerine çok sayıda insan arasında yapıl-malıdır.
Ekonomist, bu noktada insan gücüne duyulan ih-tiyacın giderek azalmasıyla karşı karşıyadır.
Eğer dürüstlerse, kişi burada Londra’daki Gesellci-lerin neden pazar propagandasında yeniden işe alımın çığırt-kanlığını yaptığını sorgulamalıdır.
Gesell’in oldukça temiz bir beyin dalgası vardı ve ekonomide yenilik gibi olabilecek en nadir şeylerden birini önerdi. Daha çok ses çıkaran şakirtlerinin çoktan ölmüş olması gereken bu batıl inanca tutunmaları şaşırtıcı.
Modern tesisat döşendikten sonra bahçedeki ku-yudan ya da köydeki çeşmeden kovayla su çekmeyi bıraktık.
Bu gerçeği ekonomik ve politik örgütlerden sakla-yan körelmenin sebebi açıklayabileceğim bir şey değil.
Varlığına dair basılı bir kanıt bulunmaktadır, bu yüzden bir sebebi olduğunu da düşünüyorum.
Benzer bir hadise daha London School of Eco-nomics’daki bir profesör tarafından sunuldu: herif Fransa’ya gitti ama Ticaret Odası’ndaki darphane yazıtını deşifre ede-medi.
Bu sebepten öğrencilerinin Fransa’da iki çeşit para olduğu gerçeğinden bihaber olduğunu düşünüyorum.
Bu konu Londra Ticaret Odası üyeleri tarafından hoş karşılanmamakla beraber sebepleri de saklıdır.
Gerçekler bilim insanları için arzulanabilirdir, bilim insanı gerçeklerden olabildiğince çok olmasını ister, neyin ne olduğunu ve bundan ne çıkarılabileceğini bilmek ister.
Her zaman elindeki her veriyi kullanmaz, ancak olmayan bir şey üzerinden hareket etmek de istemez.
Bu tembihi biyolog ya da kimyagerlerden duyma-yız: “Ona bir fikir verme, onda zaten var.” Belki de bu yüz-den güzel insanlar ekonominin yakın zamanda bir bilime dönüşmeyeceğini düşünmektedir.

II
Başka bir ilginç durumdan daha bahsetmek iste-rim, kabiliyetli bir muhasebeci, cebirle arası iyi, ancak bu son egzersiz nedensellik algısını köreltmiş.
Cebir denklemlerindeki terimlerin yerini değiştire-bilirsiniz, ancak benzer bir analojide bir köprünün farklı parçaları kendileri arasında yer değişemez.
Kimilerinin acı verici derecede bu elimizdeki bilgi-leri bir araya getirme ihtiyacı var; katı bölgeleri olan nadir meyve deneyimlerinde olduğu gibi. Bu muhasebecinin bütün bilgilerini istiyorum, ya da beremin altına ne kadarı sığarsa işte.
Yoldaş Warburg’un yaptığı tespit ya da tekrara ka-tılıyorum; gümüş temelde sadece diğer metalik üretimin bir yan ürünüdür. Saban alan bir insanla mortgage alan bir insa-nın aynı eylemi gerçekleştirdiğini söyleyen yalnız ve zavallı bankacıya acırım.

III
Ticaret Dengesi: Hükümetin ulusal gelirin büyük bir kısmını gizlediği, böylece ulusun sahip olduğundan daha fazlasını harcadığı bir muziplik. “Krediler ve haberlerin kontrolü aynı eksendedir,” diye yazar Chas. Furguson. 1933 Şubat’ında yazdığım kitap halen basılmadı. Van Buren’in anılarını 1860’de yazmasına rağmen, ancak 1920’de basıla-bilmesi gerçeğiyle kendimi avutuyorum. Kredilerin kontrol edilmesi bu durumda bankacılık yöntemine dair birçok habe-ri geciktirmiştir.
Bu yılın 6 Ekim’inde (anno XII), saat 16 ve 16:30 arasında Mussolini her seferinde dört ya da beş kelime söyle-yerek, uzun duraklamalarla, İtalyan, A.B.D. ve Arjantin’deki denetçilere üretim sorununun çözüldüğünü ve artık dağıtı-mına odaklanılabileceğini söyledi.
Bu demecin her şartta kamuya ulaşması yerinde ol-du.
Dağıtım küçük kâğıt parçalarından etkilenir, birço-ğu üstünde bundan taşır, üstünde 2 ya da 3 numara vardır ve seri numaraları dışında insan kabiliyetinin algılayamayacağı bir seviyede birbirilerinin replikalarıdır.
Diğer kısımlar kısmen basılır, kısmen de elle dol-durulur.
Dağıtım bilimi insanlar bu kağıtlara, ne oldukları-na, nasıl hareket edip oraya geldiklerini merak ettikçe ilerleye-cektir.
En üzülünesi başarısızlıklarım 5 ya da 10 yıl aralık-larla gerçekleşiyor, tam da büyük bir önemi olan bir şey söy-leyeceğim zaman. İkinci ya da üçüncü çizgiden önemsiz düşünceler, bunu her zaman editörlerime uygun bir şekilde sunabilirim. 1933 Şubat’ında yazdıklarımın süresi geçiyor ve dile getirdiklerim yaşananlar tarafından doğrulanıyor.
6 Ekim 1934’de artık Mussolini ‘i’ lerin üstüne ar-tık nokta koymaya başlıyor.
Bu da şu demek, Thos. Jefferson’ın zamanında abartılan belli belirsiz empresyonistik denkleme ulaştı. Tar-tışma götürmeyen formül. Geçen Nisan, Quirino Capaccioli günün görüşünü yakalamıştı ama devlet geride durup hiçbir şey yapmıyordu..

6 EKİM ÖLÜM İLANI 4-14
Ölü, 4-14 Piazza del Duomo, Milano, anno XII. Kıtlık Ekonomisi vefat etti.
Kıtlık Ekonomisi erken bir dönemdeki devlette, insanların üretim kapasitesine dayalı bir teoriler yığınıdır. Duce’nin İtalyancası resmi anlatım tarzında çevrilmiş olsay-dı, söylediklerinin anlamına bakabilirdik, XII yıl boyunca Duce’nin sözünü tuttuğunu hatırlamak gerek, ne Avrupa ne de Amerika’da sözleri dünkü gazeteden daha değerli olan başka bir adam yoktur. Lavoro Garantito, yani İtalya’da hiçbir insan iş bulmak konusunda endişe duymayacaktır.
Le Possibilita della richezza çoğuldur, “bilim bugün bolluk üretmenin bir yolunu bulmuştur ve devlet tarafından ittilen bilim diğer soruna da bir çare bulmalıdır ve bolluk içinde yokluğun insanı öğüten gaddar paradoksuna bir son vermelidir.
Tatlısu profesörleri ve şişman bürokrasiler tarafın-dan belirlenen bazı devletlerin iradesine karşılık Stato’nun durumunda devlet, Duce’nin insan faktörü tarafından belir-lenir, o devleti halkın iradesi olarak tanımlamıştır.
“Kayıtsız kalanlar asla tarih yazamadı.”
İtalyan yarımadasında yokluğa son verelim. Dağı-tım küçük kâğıt parçaları tarafından belirlenir. Duce dinleyici-lerine daha fazla bilgi ya da zekâ ile çağrı yapmadı, onun istediği “energie e volonta” idi (ikisi de çoğul).
‘Sadece girişimcilere değil çalışanlara da öz disip-lin’, Jefferson’ın söylediklerindeki belirsiz ve empresyonistik şeylere bir düzeltme ile, “İş ve ulusa saygıyla eşitlik”. Bireysel sorumluluk arasındaki sadece derece ve doluluk.
Böylece sol, her demokratik platformda susturulur.
Milan Konuşmasını daha da incelediğimizde aklı-mıza Brancusi gelir, hiçbir hatanın sızmadığı taş bloklar, nereden bakarsanız bakın.
Zambak ciğerli edebiyatçılar bu sesleniş üstüne al-gıları üzerinde çalışmalılar.
Sadece ödeme ve la casa decorasa, yani yeterli ücret-ler. Decorosa sadece içinde yaşamalık bir ev değil, aynı za-manda seyretmelik bir evdir de.
Duce bu kampanyaya birkaç ay önce başladı, 80 yıl içinde her köylünün kendine ait “temiz ve düzgün” bir evi olacağını söylüyordu.
80 yıl sürmesini beklediğini hiç ama hiç zannetmi-yorum.
Halihazırda elde hangi dağıtım araçlarının olduğu-nu biliyor olması gerekiyor. Sadece bolluk çok kolay olurdu, “ipek şapka ve Bradford milyoneri” ise biraz nahoş kaçardı. Sorunu sadece cebir ve mühendislik olarak gören pürist ekonomistler İtalya’yı bir sis olarak görmeye devam edecek-tir. “Ulus” düşüncesi, Urbs Augusta’nın çağrılması için kullanılan büyü ve diğer Latince güdüler, 19. Yüzyıl düzyazı-sı, Sam Smiles ve genel olarak finanstan çok uzakta. Capo del Governo’nun yaşlılığında İtalya’yı Flaubert’in Paris’i gördüğü gibi şişman köylüler ve kokuşmuş bir burjuvaziyle görmek istememesi de mümkün. Bu tamamen şiir sanatıdır ve eleştirel bir önemi yoktur.
Bu açıklamam bazı doktriner okuyucuları rahatsız edecektir, ancak ben de bu sürece herhangi bir dürüst eko-nomik yasama geçene kadar ve içi havayla dolu para sistemi-nin yerini doldurabilecek yasal ve somut varlık oluşana kadar devam edeceğim.

Ezra Pound