Toute nation a le gouvernement qu'elle mérite.

Katledilmiş Yahudilerin Şarkısı

 44,00

Açıklama

12cmx18cm 147 sayfa

Türkçe Yidişçe

Yitzhak Katzenelson 21 Temmuz 1886’da, Belarus’un başkenti Minsk yakınlarındaki, o zamanki ismiyle Karelitz, şu anda ise Korelichi’de, biri yazar, biri öğretmen olan Hinda Katzenelson ve Jakob Katzenelson’un oğulları olarak dünyaya geldi.

Doğumundan kısa bir süre sonra, Katzenelson ailesi, Yitzhak’ın edebi bir deha kabul edileceği, Polonya’daki Lodz kentine taşındı. On iki yaşına bastığında, çoktan ilk tiyatro oyununu, Dreyfus un Esterhazy’yi kaleme aldı. Diğer genç insanlarla beraber arka bahçesinde oyunu sergiledi.

Yetişkin yaşlarında, türünün ilk örneği olan, İbranice ders kitapları ve çocuk kitaplarıyla ün kazandı. Aynı zamanda, sonrasında İbranice’ye tercüme ettiği, Eskenazi dilinde komediler kaleme aldı. İlk şiir kitabı, Dimdumim (İbranice’de Alakaranlık) 1910’da yayınlandı ve, iki yıl sonra, Katzenelson, Habima Halvrit (Musevi Sahnesi) tiyatrosunu ve Lodz’da bir İbranice okulu kurdu. Çevirmen olarak yaptığı çalışmalarıyla modern İbranice’nin gelişimine katkılarda bulundu. Diğer isimlerin yanı sıra, Shakespeare ve Heine’nin eserlerini İbranice’ye çevirdi.

Eskenazi dilinde yazılmış birkaç oyunu, Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Lodz’da sahnelendi, ve Polonya ve Litvanya’nın şehirlerinde tura çıktı. Savaştan önce, Katzenelson, Lodz şehrinde, 1939’a kadar faaliyetlerini sürdüren ve anaokulundan liseye kadar İbranice eğitim veren bir okullar ağının yaratılmasına imza attı. Ders kitapları, dini oyunlar ve çocuk kitapları yazdı.

1930 yılının başlarında, Lodz’daki Dror hareketine ve Lodz’da bir eğitim kibbutzu, Kibbutz Hakhsharah, sürdüren He-Halutz hareketine bağlıydı. Katzenelson’ın iki dünya savaşı arasında ortaya çıkardığı eserleri, Yahudilerin Diaspora’da geçirdikleri hayatın yarım bir hayat olduğu üzerineydi; bu inanç, aynı zamanda, kendisinin, o yıllardaki, kültürel ve diğer kamusal olaylara katılımının motivasyonunu teşkil ediyordu. Bu tür duygular, eserlerinde ölüm, can sıkıntısı ve sessizliğin kasvetli sembolleri şeklinde kendilerini göstermişlerdir. Eskenazi dilinde yazdığı oyunu Tarshish’te, Katzenelson, Polonya’daki anti-semitizmin kökenlerini ve Yahudilerin Polonya topraklarında yaşadıkları mutlak umutsuzluğu ele almıştır.

Almanların, Polonya’ya karşı başlattıkları ani saldırı, 1 Eylül 1939’da gerçekleşmiş ve sekiz gün sonra, o günlerde 250 bin kadar Yahudi’nin evi olan Lodz, Almanlar tarafından işgale uğramıştır. Tıpkı diğer Yahudi kurumları gibi, Katzenelson’ın okulu kapatılmış, daha sonra da Gestapo merkezine dönüştürülmüştür.

Ailesinin ısrarıyla, Katzenelson 1939 Kasımının sonlarına doğru Varşova’ya kaçmış, karısı Hanna ve üç çocukları da sonrasında ona katılmıştır. Varşova Gettosu’nda, Katzenelson, gizli bir şekilde din ve İbranice öğretmenliği yapmış, ve farklı takma isimler altında, el altından dağıtılan, sosyalist Zionist örgüt Dror’un (İbranicede Özgürlük) gazetesinde şiirlerini, kısa oyunlarını ve makalelerini yayınlamıştır. Eserlerinin çoğu güncel olaylarla ilgilenirken, diğerleri Kitab-ı Mukaddes’ten ya da tarihten olayları ele almış ve dönemin gelişmelerinin şeffaf bir yansıması görevini üstlenmiştir.

Katzenelson, bir sanatsal yaklaşımdan daha çok yaşanan acıların canlı birer ifadesi olarak, açlık ve soğuk hakkında şiirler kaleme almıştır; kullandığı imgeler, perişanlık dolu şartlara karşı duyduğu tepkiyle, gerçekçi bir dışavurum halini almıştır. Varşova Gettosu’nda geçirdiği süre Katzenelson’ın en yaratıcı dönemidir. Gettoda yaşarken yaklaşık olarak elli oyun, epik nazım ve şiir kaleme almıştır.

Varşova’daki 19 aylık Nazi işgali boyunca, Katzenelson, günlük olayları Yahudi tarihine uyarlayarak, Getto sakinlerinin yaşama sevincini güçlendirmeye çalışmıştır. Oyunları Korczak ve Dombrowski’deki yetimhanelerde sahnelenmiş, ve Dzielna Sokağı 34 numaradaki Dror komunünün haftalık okumalarında tartışılmıştır. Bir teksir makinesi sayesinde, Dror, Katzenelson’ın Eskenazi dilinde yazılmış Lov (Meslek) oyununu, 22 Haziran 1941’de Varşova Gettosu’nda yayınlamıştır. Alman İşgali boyunca Yahudiler tarafından yayınlanmış tek İbranice kitap budur.

22 Temmuz 1942’de, Almanlar, Varşova Yahudilerinin, Treblinka’daki ölüm kampına, beklenen korkunç toplu sürgününü başlatmıştır. Birkaç haftalık bir süre içerisinde, Varşova Gettosu sakinlerinin büyük bir oranı orada öldürülmüştür.

Katzenelson’ın karısı Hanna, ve iki genç oğlu, Benjamin ve Benzion 14 Ağustos 1942’de, içinde can verdikleri Treblinka ölüm kampına gönderilmiştir. Toplu sürgün harekatının yapıldığı günlerde, Katzenelson, Hallman atolyelerinde çalışmaktaydı.

Toplu sürgünün başlamasından iki gün önce, Dror He-Halutz’un kurucular üyelerinden biri ve Yahudi Muharebe Örgütü’nün (ZOB) kuruluşunda etkili figürlerden biri olan Mordechai Tennenbaum, Katzenelson’ın bazı eserlerini, Dror’un arşivleriyle beraber yeraltında bir gizlenme noktasına saklamıştır. Bunların bazıları günümüze ulaşmış, ve şu an İsrail’dedir. Katzenelson ve en büyük oğlu Zvi, Fritz Schultz atolyesine kaçırılmış ve bu sayede sürgünden kurtulmuşlardır.

18 Ocak 1943’de, Naziler İkinci Harekat adını verdikleri sahibi Alman olan fabrikalarda işe alınmamış sözde yasa dışı Yahudileri sınırdışı etme girişiminde bulunmuştur. Bu olay, Yahudi yeraltı direnişine sebebiyet vermiş ve Almanlar yalnızca dört gün sonra bu girişimi yarıda bırakmıştır.

SS’in Reichfuhrer’i olan Heinrich Himmler, Varşova Bölgesi SSPF’si (SS Polisi Lideri) von Sammen’e, 14 Şubat 1943’ kadar Gettonun kapatılmasını emretmiştir. 19 Nisan 1943’te, Almanlar Varşova Getto’sunu tam olarak kapatmak için Büyük Harekat’a başlamıştır. Yahudiler ayaklanmış ve Alman kuvvetlerini geri püskürtmüş, ve bu şekilde başlayan ayaklanma 27 gün sürmüştür. Ayaklanmanın başlamasından bir gün sonra, Katzenelson ve en büyük oğlu Ziv, Lezs Sokağı 50 numaradaki bir getto yeraltı sığınağından şehrin “Aryan” bölgelerine kaçırılmıştır.

Yitzhak Katzenelson ve oğlu Zvi, yabancı pasaport veya belge sahibi birçok diğer Yahudiyle beraber Polski Hotel’ine gitmiştir. Katzenelson ve oğlu, Honduras vatandaşlıklarını onaylayan belgelerini, Yitzhak’ın arkadaşı Daniel Guzik’ten temin etmiş ve Hotel Polski’yi Vittel’deki bir toplama kampına gitmek için terk etmişlerdir.

3 Kasım 1943’de, Yahudi Yeni Yılı, Roş Aşana’dan iki gün sonra, Katzenelson en ünlü eseri Dos Lid Funem Oysgehargen Yidishn Folk’u (Katledilmiş Yahudilerin Şarkısı) yazmaya başlamıştır. 18 Ocak 1944’te epik eserini tamamlamış ve sonrasında düzeltme ve kopyalamaya odaklanmıştır.

Tamamlanmasından iki ay sonra, Vittel Kampı’nda tutulan tüm Yahudiler vatansız ilan edilmiş, ve 18 Nisan 1944’te, 173 Polonyalı Yahudinin tamamı, Paris yakınındaki Drancy Geçiş Kampı’na, üç vagon içerisinde gönderilmiştir.

Yitzhak Katzenelson ve oğlu Zvi, 1 Mayıs 1944’te Birkenau Kampı’na ulaşacak olan 72. Reich Güvenlik Baş Dairesi nakliye hattıyla Fransa’dan sürülmüşlerdir. Bu sürgün 1004 Yahudi erkek, kadın ve çocuğu kapsamıştır. Muhtemelen Yitzhak ve Zvi Katzenelson da dahil, 865 Yahudi, gaz odalarında öldürülmüştür.

1944 ilkbaharında, Katzenelson epiğini tamamladıktan kısa bir süre sonra, İngiliz Filistin’i pasaportuna sahip Dresdenli bir Yahudi olan, Ruth Adler, Alman savaş esirleriyle takas edilmek üzere, ülkeyi terk etme izni aldı. Bavulunun deri tutacaklarında, Vittel Camp’ın iki kopyasından birini kaçırdı ve İsrail’e gitti.

Diğer kopya ise, bir başka tutsak olan Miriam Novitch’in yardımıyla Katzenelson tarafından mühürlenmiş üç cam şişe içerisinde, Vittel Kampı’ndaki bir ağacın altına gömüldü. Kampın kurtuluşundan sonra Miriam Novitch, çamaşırcı bir arkadaşının yardımıyla, Katzenelson tarafından yazılmış diğer yazılarla beraber orijinal kopyayı geri aldı.
Epik şiiri, ilk kez Mayıs 1945’te, ölümünden hemen hemen bir sene sonra yayınlandı, ve İsrail’deki Getto Savaşcıları Merkezi, adını Yitzhak Katzenelson’dan aldı ve içerisindeki Müze, İngilizce ve diğer dillere çevirmek adına, orijinal yazılarını toplamak için geniş çaplı bir çalışma yürüttü. Katzenelson’ın Vittel Günlüğü 1964’te İngilizce çevirisiyle yayınlandı.

Jack Hirschman’ın [İngilizceye Çevirenin] Önsözü

19 Nisan 1943’te gerçekleşen Varşova Gettosu Ayaklanması’nın 77. yıldönümünde, bu önsöze başlarken, Yitzhak Katzenelson’ın elinden çıkmış bu büyük şiirle aramdaki ilişkiyi açık bir doğrulukla aktarmak istiyorum.

“Edebi” yetişkinliğimin ilk zamanlarında, bir anekdot olarak, Holokost hakkında Eskenazi dilinde yazılmış, şairin, eğer silahlanırlarsa, onlara soykırım uygulayan insanlara dönüşecekleri konusunda Yahudileri uyaran, uzun bir şiir olduğunu duymuştum. Ne Katzenelson’ın ismi, ne de başka şairlerin ismi o şiirle beraber hiç anılmamıştı.

1980 yılında, San Francisco’da Michel Gurwitz, bana, eserin Eskenazi dilinde olan bir kopyasını gösterdi. Michel’den burada bahsediyorum çünkü sadece birkaç gün önce, ortak arkadaşımız Bob Yarra’dan Michel’in birkaç ay önce Harlem, New York’ta öldüğünü öğrendim. Başka bir arkadaşa, İsrail’deki bir Micha Odenheimer’a göre, Michel, Hasidism’in kurucusu Baal Shem Tov’un soyundan gelen, gezgin bir Yahudi kahramanıymış. Yetişkin hayatının çoğunu Aşağı Doğu Yakası’nın evsiz barınaklarında kalarak, metro duraklarında uyuyarak, parasız kaldığında dilenerek, ve arada sırada diğer şehirlerdeki arkadaşlarını ziyaret ederek geçirmiş.

Görünüşe göre, demişti Micha, Michel, Katzenelson’ın kitabının bir çevirisini yapmış, ve Michel hakkında yazdığı anma yazısında, Micha (Michel’e her zaman Reb Mechel der), şiirden birkaç dörtlüğü alıntıladıktan sonra, o ve Michel’in çeviriyi, Yahudi İlahiyat Okulu’na, oradakilerin Michel Gurwitz’in çevirisini yayınlamakla ilgilenip ilgilenmeyeceklerini görmek için götürdüklerinde, başka birinin bir çeviri sunduğu ve onu kullanacakları, cevabını aldıklarını anlatmıştı.
Ve hatta Micha, ölümünden sonra ortaya çıkmadığı için sormuştu: Kimsenin elinde var mı? (Michel’in çevirisi)

Michel ile 1980’de tanıştığım sırada, küçük ama oldukça devrimci bir parti olan, San Francisco’daki Komunist İşçi Partisi’ne daha yeni, resmi olarak katılmış, ve halen ABD’nin Soğuk Savaş’taki düşmanı olan Sovyetler Birliği’ni “kurtarmak” için Rusça şiirler yazmakla oldukça meşguldüm. O zamanlar, Eskenazi dilini bilmiyordum, yine de Katzenelson’ın kitabının ilginç bir proje olma potansiyeli taşıdığını düşünmüştüm.

90’larda ziyaret ettiğim, San Francisco’daki Holokost Müzesi’nde olan dışında, kitabın herhangi bir İngilizce tercümesini bulamadım. Çevirisi, Varşova Gettosu Ayaklanması gazileri tarafından yapılmış ve İsrail’de iki dilli bir edisyonda yayımlanmıştı.

Yeni Milenyum’a girdiğimizde, Yahudi partizan marşı, Zog Nit Kaynmol’u yazan ve 23 yaşında Auschwitz’de ölen genç şair Hirsch Glik’in şiirlerini çevirmek isteyince, edebi Askenazi dilini okumayı öğrendim, ve Zachery Baker’la beraber Glik’in, Berkeley’de CC. Marimbo tarafından 2010 yayınlanan Songs and Poems’ini çevirdik.

Etrafımızı yoğun bir şekilde sarmış durumdaki Coronavirüs salgınıyla beraber, Katzenelson’ın Katledilmiş Yahudilerin Şarkısı’nı çevirmeye karar verdim.

Kitabın başlığı neredeyse her zaman Öldürülmüş Yahudilerin Şarkısı diye yazılmıştır, ancak Katledilmiş, Eskenazi dilindeki oysgeharg’etn kelimesi için daha uygun bir tanımdır.

Şiir her biri 15 dörtlükten oluşan 15 bölümden oluşmaktadır. Kendime, 15 sayısının Katzenelson için ne anlama gelebileceğini sordum. Kendisinin kabalistik bir ilgisi miydi? Hamursuz Bayramı, İbrani takviminde Nisan ayının 15. gününde kutlanmaktadır ve Yitzhak İbranice’yi gayet iyi biliyordu ve yine, o gün, İncil’deki Yahudilerin Mısır’dan çıkışlarının başladığı gündü.

Ya da, belki de bu, İncil’deki kadınların isimleriyle ilgiliydi. Miriam ismi 15 kez kullanılan iki isimden biridir, ve Miriam Novitch (Yitzhak’ın Kasım 1943 ile Ocak 1944 arasında 900 mısra şiir yazdığı Vittel, Fransa’daki toplama kampından kadın bir arkadaşı) Yitzhah’ın metinlerini bir şişede, bir ağacın altına gömdüğünü söylediği tek kişiydi. Savaştan sonra, Miriam metinleri, bir günlük ve diğer yazılarla beraber kurtarmıştır.

Katzenelson, 19 Nisan 1943’te başlayan Varşova Gettosu Ayaklanması’na katılmamıştır, çünkü o ve oğlu Zvi, ayaklanma başladıktan sonra üç hafta boyunca şehrin Aryan tarafında saklanmıştır. Sonrasında, ve aynı zamanda bir şair ve çocuk kitabı yazarı olarak itibarı sayesinde, kendisi ve oğlu için Honduras vatandaşı olduklarına dair sahte pasaportlar edinmişlerdir.

1943 yılında Vittel’de, tutsakların, özellikle Latin Amerika’dan gelenlerin, Müttefik Devletler’in eline geçen Alman esirlerle mübadelesinin yapılabildiği ve bunun sonucunda özgür bir ülkeye ulaşabildikleri, “imtiyazlı” bir toplama kampı bulunmaktaydı.

Mayıs, 1943’te, Yitzhak ve oğlu Zvi, küçük bir grup “şanslı olanlar” ile Vittel’e gönderildi. Stalingrad’ın ardından savaşın Müttefik Kuvvetlerin lehine dönmesiyle beraber, Mart 1944’te, Katzenelson ve Zvi Paris yakınlarındaki Drancy’de bulunan, bir “aktarma” toplama kampına gönderildi. Kısa bir süre sonra ise Auscwitz’in gaz odalarına gönderildiler. Trajik ve ironik bir biçimde.

1944 Nisan’ının sonlarına doğru, ölümlerinden sonra, Naziler, onlara ait Güney Amerika pasaportlarını geçerli kabul edip Filistin İngiliz hükümetine, oraya göç etmelerine izin verilmesi yönünde yetki verdi.

Şimdi, siz, okuyucuların, okumak üzere olduğunuz bu metnin, Katzenelson’un metninin birebir çevirisi olmadığını anlamanız benim açımdan büyük önem taşımaktadır. Bu eserin birebir çevirisi yalnızca, onun Eskenazi dilinde, ıslıklı ünsüzler ve ritmi kullanarak yakaladığı muhteşem şairaneliği yansıtmanın, hiçbir dilbilimci için mümkün olmamasından değil, ancak aynı zamanda bu sebepledir:

Bu uzun şiir, bir ağıt, bir yakarış, bir ağlayış, bir haykırıştır. Öyle ki, eğer tüm “Dinleyin!” ya da “Ey benim halkım” tekrarları birebir olarak çevrilmiş olsaydı, metin, aşırı duygusallaştırılmış Amerikan versiyonuna dönüşmekten kurtulamayacaktı.

Şiirdeki her biri kendi temasına sahip, 15 dörtlükten oluşan, 15 bölümlük yapıyı bozmamaya çalıştım. Her bölümü, ihtiva ettiği düşünce silsilesiyle ortaya çıkarmayı amaçladım. Bazı zamanlardaysa, “Dinleyin! Dinleyin!” gibi ifadeleri sadece bir “Dinleyin!” halinde kısaltmak benim açımdan zaruriydi.

Ve de duygusallığa doğru ilerleyen bazı metinleri hafifletmem gerekti. Yine bazı zamanlarda, imgeleri daha dramatik bir biçimde ifade edebilmek ve Katzenelson’ın yaşayarak deneyimlediği, Getto’da olan olayları anmasını önlemek için fiillerin zamanını Geçmiş zamandan Geniş zamana değiştirdim.

Özellikle, hemen önceki bölümlerde neredeyse beşli vurgulara sahip, kafiyesiz on heceli şiir düzeni kullanan Katzenelson’un 14. ve 15. bölümlerde, mısralarını on iki hecelik düzenden fazlasına doğru uzatmasıyla (Bunun büyük ihtimalle, eserinin sonlarına doğru, çok daha fazlasını eklemek isteyip yine de, 15 bölümlük düzenine sadık kalmasıyla alakası olduğunu düşünüyorum.) önceki bölümlerde olduğu gibi, benim devreye girmem ve her dörtlüğün asıl anlamını açığa çıkarmam bir zorunluluk halini aldı.

Bir başka anlatıma muhtaç çevirisel mesele ise: Şiir boyunca Nazi kelimesi hiç kullanılmamıştır. Bu durum, eserin Yahudi Soykırımı bağlamı sebebiyle oldukça sıradışıdır. Eserde Nazilerin kastedildiği en yakın kelimeler SS kısaltması, ya da “Onlar” öznesidir; bunların dışındaysa okur, Alman anlamına gelen daysth kelimesini görecektir. Tehlike şu ki, tüm Almanlara karşı, yazıldığı dönem için anlaşılabilir olan, bir nefreti ifade eden eser, etnik fay hatları üzerinde rahatsızlık verici bir şekilde durmaya devam etmektedir. Yazar, düşmanla işbirliği yapan Lehlerin oluşturduğu gayrimusevilerin büyük çoğunluğu için nefretini ifade etse de, Almanların polisi olup diğer Yahudileri tutuklayan ve dahası öldüren, satılmış Yahudilere karşı nefreti uçsuz bucaksızdır.

Doğruyu söylemek gerekirse, Naziler yüz binlerce Polonyalıyı, Leh Komünistleri veya sıradan Katolikleri öldürmüştür. Hatta, gördüğüm en unutulmaz ve korkunç kitaplardan biri, Polonyalıların fotoğraflarının olduğu bir kitap olmuştu. Çevirdiğim her sayfa Polonyalı insanların kemikleriyle dolu büyük odaların fotoğraflarıyla doluydu. Naziler, onları katlettikten sonra, cesetlerini parçalara bölmüş, ve böylece, tanık olanların tek gördüğü kemikler ve daha da fazla kemikler olmuştur. Buna, 60 sene önce, öğretmenlik yaptığım, New Hampshire, Hanover’daki Dartmouth College’ının kütüphanesindeki bir kitapta tanık olmuştum.

Kuşkusuz ya da, söylememe izin verirseniz, benim fikrimce, Katzenelson, Nazi kelimesini kullanmayı, Askenazi dilinde Yahudi anlamına gelen kelimenin, önceleri Almanya ve Fransa’da, sonra da Polonya, Litvanya, Rusya ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinde, Ashkenazi (İbranice’de Ashkanaz kelimesi Alman anlamına gelmektedir.) olması yüzünden reddetti. Ve bence, bu dilbilimsel boşluğun sebebi bu ironik rastlantıda yatmaktadır.

Ancak, şiirin 15. ve aynı zamanda son bölümünün 14. dörtlüğüne geldiğinde, Yitzhak, Yahudiler arasında, o dönemde yaşanan politik kavgaları açık bir şekilde görebileceğimiz “o ateşli zihinleri benim komünistlerimin Bundistlerle tartışmayacak ve onlar kavga etmeyecek benim sadık Halutzlarımla…” mısralarını yazmaktadır.

Zachery Baker’a 2. Bölümü gün ışığına çıkartmakta büyük yardımları dokunduğu için; Bob Yarra’ya, Micah Odenheimer’ın Michel Gurwitz’i andığı yazısını ve Michel’in sokaklardaki hayatını, bir takma isimle anlattığı makalesini sağladığı için teşekkürlerimi sunuyorum.

Daha da önemli olarak, 1995’te Katzenelson’ın şiirinin orijinal halini, Eskenazi dilinin fonetik tercümesini ve Sigrid Sohn tarafından yapılan İtalyanca bir çevirisiyle beraber Daniel Vogelmann’ın şiirsel bir versiyonunu yayınlayan İtalya, Floransa’dan Editrice La Giuntina’ya teşekkürlerimi sunuyorum. O kitap, çevirimi ortaya çıkarmamda son derece yararlı oldu.

İtalya’nın İbranice, Aramice ve Eskenazi dilindeki edebiyata, ABD ve İngiltere’den daha fazla, kucak açtığı çok fazla bilinmemektedir. İspanyol Kabalist şair ve mistik, Abraham Abulafia, kitaplarının 29’unu Messina, Sicilya’da yazmış, ve diğer kabalistlerin de şiirleri dahil olmak üzere Abulafia’nın kitaplarının İngilizce ve İtalyanca çevirileri, yalnızca Trieste yakınlarındaki küçük bir şehir olan Monfalcone kasabasının kitap satılan mahallerinde bulunabilmektedir. Bu gerçeği bilmeden, Monfalcone’yi, 10 yıl önce, oraya bir nesil boyunca sakinlerine annelik yaptığı, San Francisco’daki Caffe Trieste’den geri dönen, sevgili yoldaşım Yolanda Bodi’yle hasret gidermek için ziyaret etmiştim. Sık sık, belki de bu tesadüfün o kadar da tesadüfi olmadığını düşünmüşümdür.

Jack Hirschman