Toute nation a le gouvernement qu'elle mérite.

Köprü

 39,28

Kategoriler: , , Etiketler: , , ,

Açıklama

HART CRANE
Köprü
Türkçesi
Tolga Alp Demirdaş
Editör
Şenol Erdoğan
12cmx18cm
68 syf


HATTERAS BURNU

Tüm denizler kesişmiş,
yıpratmıştı burnu, ermişti yolculuk sona…
—WALT WHITMAN

Ölçülemez dinozor
batıyor yavaşça,
devasa kertenkelenin
hortlağı, doğudaki
Burun…
Batıya doğarken kıyı boyunca genişliği,
yavaşça dingin karadan—
Göksel çekirdekte bir yanma — rotasal değişimi
Enerjinin — sarsıcı bir kayma kumda. ..
Ama biz, dolaşanlar burunları, çıkıntıları, oraları
Garip lisanların başkalaştırdığı dalgaların haberlerini
Gri hisarların altında, tekrarladıkları yıldızlara
Kadim isimleri — dönüyoruz evimize geri özbeöz
Kalplerimize, orada bir elma yemeye ve hatırlamaya
Şarkıları, çingenelerin bize pazarladığı Marsilya’da
Ya da rahiplerin yürüyüşüne — ağır ağır Bombay boyunca—
Ya da, sana kitap okumaya Walt,— bilerek halimizdeki esareti

O derin hayretteki, yerli toprağımızdaki
Enginleri kızıldan, Pocahontus’un sonsuz bedenindeki —
O kıtaları katlayan sonsuzluk, dolup taşıyor
Ahenkle altında iskelelerin, bacaların, tünellerin —
Cevher oluyor bizi rehin alan tüm o zamanda…
Ve yukarılardan, zayıf hırıltıları radyo parazitinin,
Uzayın mazbut tütsüsü vuruyor kulaklarımıza —
Uzakların fısıltısı ne görüyorsa grandi direğinde
Nüksediyor sessizliği, zaman temizlerken
Merceklerimizi, bir odağı oranlıyor, canlandırıyor
Bir periskopu göz ucuyla görmeye hangi neşeleri ya da acıyı
Gözlerimiz paylaşabilir veya yanıtlayabilir — sonra değiştiriyor
Yönümüzü, bir labirente manevrayla suyun altındaki
Herkesin tek gördüğü tam tersine dönmüş loş geçmişi…

Ama o yıldız simli terazisi sonsuzluğun,
O çark, kör krözesi uçsuz bucaksız uzayın,
Akıp gidiyor devinimle,— zaptedilmiyor asla.
Adem ve ormandaki cevabı Adem’in
Bırakıyor Hesperus’u berrak sudaki yansımasıyla başbaşa.
Artık kartal egemen günlerimize, bir avukatı
Belirsiz bulutların. Biliyoruz katı yönetiminde
Kanatların zorbalık olduğunu. . . Uzay, ansızın,
Kanatlandırıyor bir anı, yutuyor bizi gülümseyişiyle:
Ufukta ani bir parlama — dönüyor dişliler —
Ve gülüyoruz, ya da birdenbire ağlıyoruz fazlasıyla.
Rüya siliyor rüyayı hakikatin bu yeni diyarında
Uyanıyoruz oracıkta eylemin rüyasına:
Görüyor kendisini bir atom olarak tabutta —
İnsan duyuyor kendisini bir motor gibi bulutta!

“— Çağlar ötesinin tarihçileri ”— işte, inancın heceleri!
Walt, söyle bana, Walt Whitman, eğer sonsuzluk
Hala aynıysa sen o kumsalda yürüdüğünde
Paumanok yakınındaki — yalnız devriyende — ve duyduğunda
hortlağı
Dalganın içinden, şakıyan notası oracıkta ağır ağır düşerken…
Senin için, panoramalar ve bu soydan kuleler,
Senin — kayalıklarda endamına erişmiş bu tema.
Aylak aylak gezen hala en önde özgür yollarda!
Henüz imparatorluğumuz değil burası, ama labirent
Gözlerinin içindeki, aynı gemisiz Büyük Denizci gibi,
Parıldıyor her bir esir mahzenin büyü taşlarında
derin kanyonunda ticaretin… Karşı gelerek Borsa’ya,
Hayatta kalarak senetlerin dünyasında,— sıralanıyorlar aynı
zamanda tepeler boyunca, ikinci el kerestelerin başıboş dolaştığı
Connecticut tarlaları arkasında, terk edilmiş otlaklarda,—
Deniz gözlüyor ve gelip gidiyor, inkar etmeden, ışıldıyor mitle!

Elektriğin genizden mızmızlanmaları kırbaçlıyor yeni bir evreni…
Fışkıran sütunların gece göğüne izlerini bıraktığı o yerde,
Devasa elektrik santralinin tehditkar yığınlarının gölgesinde
Yıldızlar deşiyor gözleri keskin amonyaktan atasözleriyle,
Yeni hakikatler, yeni kuşkular kadife uğultularında
Dinamoların, kulaklardaki tasmanın tıngırtadıldığı o yerde…
Elektriğin hattı,— sarılı, bobin sınırlı, rafine —
Bilenmiş gürleyen bobin kayışlarının sillesinde, mahmuzlamış
kabaran etsularını, takmış koşumunu yıldızların peltesine.
Neye doğru? Çatallı gürlemesi kırık yıldırımın dağlıyor
Kulaklarımızı bir anlığına; ama atik girdaplı endüvilerde,
parlak kurbağa gözleri gibi, kıkırdıyor kuşağında
çelikten kursakların — esir aksa, mahsur
sarmal kesinlikte, demetlenmiş karşılıklı şarkıda
Rulmanların kıvılcımı,— Ey uğultusuz ve ışıldayan
Kör coşkunun yağda yıkanmış yörüngesinde!
Yıldızlar karalıyor gözlerimize buzul destanları,
Parıldayan kantolarını fethedilmemiş uzayın…
Güçlü gümüşten çift kanatlı uçak, dürtüyor rüzgarın omzunu!
Kill Devils Hill’in orada Kitty Hawk’ta
İki kardeş ayrılıyor kum tepesinden ikizlikleriyle;
Saptırıyorlar borayı, rüzgar deviren Wright’lar kırıyorlar dümeni
Burna doğru, ardından kanatlıyorlar rüzgarın böğrünü, hızla ve bükülü
Kehanetin yazıtından yükselen şifrelere,
Yıldızlar arasına yeni çekilmiş maratonlara!
Ruh, petrolden tüyleriyle erişiyor yeni menzillere,
Çoktan biliyor yakından kucaklamasını Mars’ın,—
Yeni enlemler, çözülmüş düğümleri, yakında verecek
üstünlüğü vahşi tarifelere, kıyametin hükmüne süratle!

İşte karşınızda ejderhanın sürüsü — yüzergezer, hazır ve nazır
çevrelemeye kıyı şeridini, sarmaya dağlık burnu, sürmeye
mavinin bulut tapınaklı sokaklarından Ether’e değin.
Gururla yükselmiş gözlerde parlarken İliyad
Cehenemmin kemeri açılıyor genişçe cennetin kuş tüyünden böğrüne.
Ey parlak çemberler, yüksekler koşuldu uçurmaya
Savaşın ateşten viranesini gizlenmiş kuş tüyü enginlerde—
Bu feza yarışması, dalga dolu ve keskin hatlı irtifa,
Tuzağa çekildi yağmacı çarklarla, eli sopalı yelkenleri
kindar bombaların, oydu içimizi çığlık atan taçyapraklarıyla
bir dolu gibi kesin teoremler sardık yaralarımıza!

İlerleyerek hızlıca, kanatlar çıkıyor gümüş kuluçka hangarlardan.
Gergin motorlar yükseliyor, semayı çiğneyerek, uçuşa;
Pırıl pırıl bir görüş mesafesiyle, yayılmış, uyumayan,
Kanatlar kırpıyor son çeperlerini ışığın…
Dünyalı rüzgar hafiyeleri şafak devriyesinde,
Her uçak fırlayan bir mızrağı kanatlı ordonatın,
Bir hengame çığlık çığlığa fırtınanın üstündeki sema, uçmak için;
Şüphesiz yetersiz gözler güneşe giden küçük filoyu görmek için!
Orada, anlamlı, palazlanmış Ülker gibi
Jilet parıltısıyla yükseliyorlar her ani sarmala!
Yüksek yetkili koro üyeleri kendi hızlarının
Onlar, sergüzeştlikte bir silsile, biçiyorlar Yığınbulutu —
Kuşatıp aşıyorlar Saçakbulutu göklerden aşağı!
Balina misali, Ey sen Zeplin, devasa Aylağı
asılı seher kumsallarının,— çevrelenmişken genişçe
eşlik eden uçaklarla, aygelincikleri katılıyor tekrar sana
tüyen balkonlardan sen kayıp giderken,
— Parçalara ayrılmış feza senin olsun!
Alçakta, gölgelenmiş Burun’la,
Say seyir halindeki uçak başlarını! Gri güvertelerden
İzle keşif yapan grifonların yükselişini gazdan bürümcüklerde
Asılı bekleyen… sarmal bir yıldırım cevap verene değin
Buluttan çan kulelerine, çarparak; ışıldaklar, eskrimciler gibi,
Yırtıp açarken göğün antrasit köpüklü pankreaslarını
Sana doğru, ey tayfunun Korsanı,— pilot, dinle!
Gözlerin karbonat beyazı hızdan, ey Skygak, izle
Yolunun nasıl yıldırımın kırbacına dönüştüğünü
Kıyameti biçmiştin, ne zamanın ne de şansın vardı
beklemeye — sakin gözlerin başlayınca benzemeye
uzayın alkolüne…! Unutma, Şahin-Bir,
Sanskritçe bir elektrik yükü bulunmakta bileğinde
sonsuzluğun loş sınırıyla eşleşmeye —
Yeni baştan…!

Ama önce, burada bu irtifada karşıla
Hayır duasını bombardımanın derin, kesin tecilinin!
Kurşun oluklu uçak iskeleti, armalı kanatlar
Havalanıyor can çekişen misilleme, yana yatıyor görünmez eşikten
Şimdi kartal gibi zeki, şimdi
kovalamacada gizli, bükülü-
-yor, batıyor
Devasa yankılar yana yatı-
-yor aşağı
Sersemlemiş döne döne giden
zırhlılar, ters dönmüş, takla atamayan
Gerilla hokkabazlıklarda, mahsur tutuşmuş girdap-
Larda, dans ediyor pıhtılaşmış derinlere
aşağı pır pır ederek
Zodyaklar, alt üst olmuş
(şimdi Burun’a hızla yaklaşıyor!)
alaşağı yerçekiminin
girdabıyla çakılmaya
… dağılma … ezilmiş ve şekilsiz bir enkaza…
Toplanmıştı Hatteras yakınına karaya vurmuş yüksek cesaretin hurdaları!

*

Yıldızlar yivlemişti gözlerimizi eski iknalarıyla
Aşkın ve nefretin, doğuşun,— yok oluşuyla ulusların…
Ama kim senden daha mutlak tutmuştu ki zirveleri
Ey Walt!— Arşa yükselişin şimdi benim içimde asılı
Kavşaklardaki sen gibi, mersiyesi, işte, süratin
Uçsuz bucaksız sonsuzlukla, kullan geri sıçrayan tohumu!
Muktedir bereketli toprak, muhtemel otlak,— doğum sancısı
Everest’in tabanını yıkayan gelgitlerin, başarılı
daha az senden saf doğuştan dürtülerle
cevaplamaya en derin sondajları! Ey, ölümden yükselen
Getirmişsin çetelesini, ve bir anlaşmasını, taze ciltli,
Yaşayanların kardeşliğinin!

Sen, orada ötesinde —
Buzlu sıradağların ve kuzgunların uçuşunun,
Bilinmezce geçmiş akbabaların bölgesini, zirvedeki limanlardan
Geçmiş o yerden albatrosun takdim ettiği
Kanadının son nabzını, ve mahzunca içi boş
Bir bardak gibi, dönmüş geri toprağa parçalanıp — asan
Bir şarkının nabzıydı, ey Walt,— orada ve ötesinde!
Ve bu, diğer elin, kalbimin üstündeki
Yol göstermişti hızla düşüşlerinde o gözyaşlarına
Burun’un oradaki kanlı gece nöbeti hatıralarını anımsatan,—
İnsanın kötülüğünün hortlak höyüğü yenilgideki
Ve kardeşler arası katliamı! Sen, orada tebeşir gibi solgun,
Saklamıştın yaralarını, ey Matemli, tüm o toplam
Sonrasında Appomattox’tan Somme’ye yayılmıştı!
Çuhaçiçeği ve kayaarmudu, pul pul urganlanmış köpük gibi
açığa çıkmıştı aygırların dişlerinin etrafında, açmıştı o bahar
Okuduğumda ilk kez satırlarını, yaygın bereketli toprakları gibi
çayırların, yine de yamaç yukarı sıçrayan dalgalar gibi!
Seni takibimin başlarında, gözlemiştim tepeleri
mavi fermanlı ve kati kokulu menekşelerle, ta ki
Temmuz’la beraber dağ defnesi yeşili aşıp gelene değin
Ve ormanı salkım salkım bir parıltıyla doldurana değin!
Potomac zambakları,— ardından Pontiac gülü,
Ve Klondike’ta doğaüstü karların alpyıldızı!
Beyaz kıyıları ayışığının uğramış alçalan vadilere —
Ne de konuşkanlar meşe siperli kazıklı çitlerde,
Hayatla dolmuş yürüyorum aşağı Sekoya sokaklarından
Duydum gök gürültüsünün belagatini yeşil sıra kemerlerde
Hazır trampetler veriyor nefeslerini her adım ve ot demetinde — ta ki
Altın güz, zapdedip, taçlandırana değin titrek tepeleri!

Panis Angelicus! Gözler huzurlu aydınlığıyla
Aşkın kendi küresel bakışının, aşkın şaşkınlığının!
En iyisi değildin, sen,— ne ilk, ne de son,— ama yakın
Ve kat etmiştin yol gelip vermeye en zirvede yılı.
Aşinaydın göze, sen, dilenciler gibi umumi yerlerdeki;
Baştansavmaydın —da— günün baharında yayılan kemerin
izi:—
Lonca Şairimiz, koşulmuştun çelikte nefes almaya;
Ve o sendin gözü pek topuklarda durmuş
Ayakta ve savurmuş genişlikleri eşit kanatlarında
o büyük Köprü’nün, Mitimizin, benim şarkı söylediğim!

Modern seneler! Hangi burunlara doğru itici güçler?
Ama sen, Panis Angelicus, görmemiş miydin
Ve geçmemiş miydin kimsenin kaçamadığı o Engelden —
Ama tanıyan onu en azından ölüm kavgası diye?—- Ey, yeşil
bir şey,
Tüm susamlarının ötesinde bilimin yatıyordu senin seçimin
Küt küt atan tek bir sese bizi bağlamak için.
Yeni sayıları Roma’nın, Viking’in, Kelt’in —
Sen, Vedic Caesar, yeşile doğru diz çöken!

Ve şimdi, fırlatılmışken dipsiz kubbelerine evrenin,
Sonsuz kutuplara, Dirilişine hızlanan ışığın —
Engin motorlar yön değiştiriyor dışa melek zarafetiyle
Berrak ve tiz sesli silindirlerde çıkarak görüşten
Yol almaya o genişliğinde bilincin, ismini verdiğin
Açık Yol olarak— tasavvurun ehlileştirildi!
Ne miras ama ellerimize işaret ettiğin!

Ve bak! Gökkuşağının kemeri — ne de parıltıyla duruyor
Burun’daki hortlak höyüğün üzerinde, ey neşeli kahin!
Çağlar ötesinin tarihçileri, evet, duyacak onlar
Kendi damarlarında ayak seslerini hükümsüz kılmadan
Ve okuyacaklar seni başının etrafındaki halesiyle
çayır ışıklarının, Panis Angelicus!
Evet, Walt,
Ayaktasın yine, ve ara vermeden ileriye,—
Ne hemen, ne de aniden,—- Hayır, asla bırakma
Elimi
ellerindeki,
Walt Whitman —
öylece —

21 Ağustos 1899’da Ohio’da doğdu. 1932 yılında Mexico’da evinin yakınlarında bulunan bir limandan bir tekneyle açıldı ve onu bir daha gören olmadı. Polis kayıtlarında, “intihar” olarak geçiyor Crane’in kayboluşu. Hayatı boyunca iki şiir kitabı yayımladı; 1926’da “white buildings” (beyaz binalar) ve 1930’da “the bridge” (köprü). Köprü, 1930 yılında yıllık Amerikan Şiir Ödülü’nü kazandı. Yapıtlarında Walt Whitman , T. S. Eliot ve Ezra Pound etkilerinin görüldüğü söylense de Crane, kendi şiir sesine ve duruşuna sahip enteresan bir zat.

-abraksas -ekşi