Toute nation a le gouvernement qu'elle mérite.

MAYIS SİNEĞİ

 24,00

Kategoriler: , , Etiketler:

Açıklama

12×18 cm. 32 sayfa
TD

daha önce farklı versiyonlarla 3 baskısını gerçekleştirdiğimiz Waits’in kutsal “evsiz şiirler”i bu kez ve ilk kez müstakil bir yapıda sizinle. afiyet.

Kendini mitleştirmek. Uzun gitar solosu nasıl bu işin olmazı ise o da öyle. Tom Waits bu işi çok iyi biliyor, sanki en başından beri mitmiş gibi. Hem (Dylan gibi) çok iyi kılıf değiştirebiliyor hem halk dediğiniz yığından inanılmaz –aşılmaz- bir yalıtımla kendini uzakta tutmayı başarabildi.

Waits, “maske” olarak abartılı teatralliği kullanmayı tercih etmiştir. Bu noktada da dönemdaşları Dylan ve Bowie gibi maske uzmanlarından ayrılır –her noktada ayrılacağı gibi. 1971’de Charles Bukowski’nin “flophouse” şiirinden ve ana yapısıyla Amerikan edebiyatının o dönem hala şaşalı olan kolu beat şiirinden etkilenir. Bu arada unutmayın; ihtiyar bir doğum tarihine sahiptir Waits, siz bunları okurken 71. yaşının dahilinde. Ve elbette sarhoştur. Bu kavramsal kuyu hepimizin başına geldiği ve geleceği gibi vakti geldiğinde tükenir ve artık şiirini havlayan bir tok gıcırtıdır kendi sirkinde.

Waits için tüm bu kostümler ve kılıflar hem performans sanatı hem de savunma mekanizmasıdır. “İnsanların çoğunun ne düşündüğünü tahmin ediyordum,” diyor Waits, “ama çok keyifli ve aşırı sağlıklı bir hayat geçirdim ve öyle de devam ediyor”.

Waits’in sihirleri en başından beri vardı, sahnede ortaya çıktığında hem çok gençti hem çok yaşlı, üzerindeki büyü herkesin çarpıldığı bir şeydi, tüm o gençlik ıvır zıvırları –edebiyatı bohemi, sürüngenliği- sanki doğmadan evvel yenip yutulmuş ve bir kenara atılmıştı, etkilenimleri en fazla onun şovunda, şairliğinde ve şarkı sözü yazarlığında görülebilir şeylerdi. Tüm esinlerin olası bütün tuzakları onun için evren tarafından yok edilmiş gibiydi. Elbette sahnede doğmadı lakin alt işlerin etrafında dönenirken ihtiyacı olan her şeyi sünger gibi çektiğini kısa zaman sonra bizler görecektik.

Amerikan şarkıcı-söz yazarı geleneğine dâhil olmak için iyi zamanlardı ama Waits ortamın Laurel Canyon aristokrasisinden bir milyon mil uzaktaydı. Onun yerine Silver Lake’de yaşadı ve Charles Bukowski’nin müridi oldu.

1970’lerin ortalarında çıkan “The Heart of Saturday Night” ve “Tom Traubert’in Blues”unun yer aldığı “Small Change” gibi albümleriyle Waits, küçük ama sadık bir takipçi kitlesi edinerek kendisini bir noir-jazz fantastiği olarak kabul ettirdi.

Bir yerde zayıfladığını, yarattığı sahne karakterinin tuzağına düştüğünü fark eder; –kendi tabiri ile “eller köpekler gibidir, bir süre sonra hep aynı yere dönerler” cümlesini sarf eder ve bu onun kurtuluş bileti olur. İnsanlardan ziyade kendisinin fakına erken vardığı kendini tekrar etme meylini deneysele olan ilgisini açığa çıkartarak ve bu vesileyle hem kendi sesini hem enstrümanlarını ve dahi müzisyen çevresini de farklılaştırarak aşacak ve kendisini gerçekten zirve için yaratacak ve o zirveden asla inmeyecekti, asla inmedi, asla inmeyecek. O zirve onun kendisi.

Hollywood’un Tropicana Oteli’nde ayyaşlığı bırakıp 80 yılında Coppola setinde tanışıp evleneceği kadın Kathleen Brennan onun asıl dönüm noktası olacaktı ama. “Kendime empoze ettiğim bir yoksullukda yaşıyordum.” diyecekti.

Waits, “Swordfishtrombones” ve “Frank’s Wild Years” gibi giderek daha zorlayıcı projeler üretirken sadece Kathleen’e yoğunlaştı, kendisini en yakın arkadaşlarının çoğundan kopardı ve kendi kendine zarar verme eğilimlerini azalttı. 1994’te içkiyi bıraktı ve sonunda inzivaya çekilmek için Los Angeles’tan ayrıldı.

Hayatı sağduyulu oldukça ve sakinleştikçe çocukları oldu, filmlerde rol aldı ve romancı William S. Burroughs ve oyun yazarı Robert Wilson gibi isimlerle işbirliği yaptı.

Waits’in hikâyesi, şarkı yazarlığı kanonunda tamamen yersiz olacak türden bir mutlu son içeriyor: Waits hayatın sanatı taklit edemeyeceği zor yoldan geçip geldi.