Toute nation a le gouvernement qu'elle mérite.

Neşeli Kozmoloji: Bilincin Kimyasında Maceralar

 30,00

Açıklama

12cmx18cm 64 sayfa

Önsöz

Neşeli Kozmoloji bizim dilimizin tanımlamak için kelimelerinin olmadığı deneyimleri tarif eden sözcüklerin muhteşem bir biçimde bir araya getirilmesidir. Bu harika ancak zor kitabı anlamak için dışsal ve içsel arasındaki suni ayrımı yapmak oldukça kullanışlıdır. Bu, tabi ki, tam olarak Alan Watts’ın ötesine geçmemizi istediği ayrımdır. Ancak Bay Watts bu kelime oyununu bir Batı dilinde oynamaktadır ve okuyucuları geleneksel ikili modelleri takip ettikleri için mazur görülebilirler.

Dışsal ve içsel. Davranış ve bilinç. Dış dünyayı değiştirmek bizim medeniyetimizin dehası ve saplantısı olagelmiştir. Son iki yüzyılda Batı’nın tektanrılı kültürleri dışa dönük hale geldi ve etrafındaki nesneleri şaşılacak bir yetenekle değiştirdi. Ancak yine de son yıllarda kültürümüz rahatsız edici bir dengesizliğin farkına vardı. Bilincin meçhul bölgelerindeki keşfedilmemiş evrenin farkına vardık.

Bu diyalektik akım yeni bir şey değil. Bu döngü birçok kültürün ve bireylerin yaşamlarında görüldü. Dışsal maddi başarıyı hayal kırıklığı ve temel “neden” soruları ve sonrasında da içerideki dünyanın -nihayetinde hepsi aslında insanın hayal gücünün yansımaları olan dış dünyanın insan elinden çıkma yapılarından çok daha zengin ve son derece karmaşık bir dünyanın- keşfi takip etti. Eninde sonunda mantıklı kavramsal akıl kendi kendisini harekete geçirir, dünyaya dayattığı uyduruk sistemlerin ahmakça yetersizliğinin farkına varır, kendi sert idaresini askıya alır ve bilişsel deneyimin egemenliğini yıkar.

Burada bahsettiğimiz (ve Alan Watts’ın bu kitapta bahsettiği) sinir sisteminin –kesinlikle dış dünyadaki politika kadar karmaşık ve önemli olan – politikasıdır. Sinir sisteminin politikasında beyne karşı akıl vardır, despot sözel beyin organizmayla ve onun parçası olduğu dünyayla bağlarını koparır, sansür uygular, uyarır, değerlendirir.

Böylece de beşinci özgürlük ortaya çıkar – öğrenilen, kültürel akıldan özgürleşme. Kişinin bilincini insan elinden çıkma kültürel bilginin ötesine genişletme özgürlüğü. Sözel oyunların – sosyal oyunların, kişilik oyunlarının – daimi meşguliyetinden, bunların ötesinde var olanların neşeli ahengine doğru hareket etme özgürlüğü.

Burada ilgilendiğimiz yeni olmayan bir mesele, yüzyıllardır mistikler tarafından, dini deneyimin filozofları tarafından, bilim oyunun içine girebilmiş ve sonra onun sınırlarını aşabilmiş gerçekten nadir ve büyük bilim insanları tarafından ilgilenilen bir mesele. Bu mesele Amerikalı büyük psikolog William James tarafından görülmüş ve açıkça tarif edilmişti:

… bizim normal uyanık bilincimiz, ya da adlandırdığımız ismiyle rasyonel bilincimiz, yalnızca tek bir özel bilinç türüdür, her şey onunla alakalı iken, ondan ahmakça perdelerle ayrılan, tamamen farklı bilinç türlerinin olma potansiyeli vardır. Hayatı bunların varlığından şüphelenmeden yaşayıp gidebiliriz ancak gerekli uyarıcıları aldığımızda bir dokunuşla bütün eksiksizlikleri ile orada karşımızdadırlar, büyük ihtimalle bir yerlerde uygulama ve adaptasyon alanları olan belli düşünüş türleri. Evrenin bütünlüğü düşünüldüğünde bu diğer bilinç biçimlerini dikkate almadan bir toptan açıklama yapılamaz. Asıl soru bunların nasıl dikkate alınacağıdır – çünkü bunların sıradan bilinçle ilişkisi çok kesintilidir. Ama formüller sağlamasalar da tutumları belirleyebilirler ve bir harita sunmakta başarısız olsalar da yeni bölgeler açabilirler. Her halükarda gerçeklik hakkında erken bir tarif yapmamızın önüne geçerler. Kendi deneyimlerime baktığımda hepsinin metafiziksel bir anlamı olduğunu düşündüğüm bir iç görü noktasında birleştiğini gördüm.
Ama kavramsal olanın hakimiyetini yıkmak ve “potansiyel bilinç biçimlerine” açılmak için gerekli ve elverişli olan uyarıcılar nelerdir? Bunlardan bir sürü var. Hintli filozoflar yüzlerce yöntem tarif etmişlerdir. Japon Budistler de öyle. Bizim Batı dinlerimizin keşişleri daha fazla örnek sunarlar. Meksikalı şifacılar ve Güney ve Kuzey Amerikalı Kızılderililerin dini liderleri bilincin ilerlemesini tetiklemek için yüzyıllardır kutsal bitkilerden istifade etmişlerdir. Yakın geçmişte ise bizim Batı bilimimiz yeni bilinç dünyalarını açmak için en doğrudan yöntemleri kimyasallar şeklinde bize sunmuştur.

William James “mistik bilinci sıra dışı bir derecede canlandırmak için” azot oksit (kahkaha gazı) ve eter kullandı. Bugün ise psikologların, filozofların ve teologların dikkati üç sentetik maddenin etkileri üzerinde yoğunlaşmaktadır – meskalin, liserjik asit ve psilosibin.

Peki bu maddeler nedir? İlaç mı, uyuşturucu mu, yoksa kutsal yiyecekler mi? Aslında ne olmadıklarını söylemek daha kolay. Ne narkotik, ne sarhoş edici, ne güç verici, ne anestetik ne de trankilizan değiller. Bilakis birçok Batılı için yıkıcı bir biçimde yeni olan deneyimlerin kapısını açan biyokimyasal anahtarlar.

Geçtiğimiz iki yılda Harvard Üniversitesi’nin Kişilik Araştırma Merkezi’ndeki personeller bu maddeler ile sistematik deneyler yaptılar. Bilincin biyokimyasal ilerlemesi üzerine yaptığımız ilk araştırma Amerikalıların destekleyici, rahat, doğal bir ortamda verdikleri tepkiler üzerine bir çalışmaydı. Binin üzerinde bireysel katılımcıyı incelemek gibi bir fırsatımız oldu. Bu gözlemlerimizden, mülakat ve raporlarımızdan, anket verilerinin tahlil edilmesinden ve kişilik testi sonuçlarındaki deney öncesi ve sonrası farklılıklardan belli bazı sonuçlar elde ettik. (1) Bu maddeler bilinçte değişiklik yaratıyorlar. Bu sonuç üzerinde herhangi bir ihtilaf yok. (2) “Uyuşturucunun etkisi” üzerinde daha spesifik olarak konuşmanın manası yok. Çünkü ortam, beklenti ve ambiyans verilen tepkinin özgünlüğünü etkiliyor. “Uyuşturucuya tepki” diye bir şey yok ancak her zaman ortam artı uyuşturucuya tepki var. (3) Olasılıklar hakkında konuşurken de yalnızca ortam-artı-uyuşturucuyu değil aynı zamanda insan korteksinin kelimeler ve kavramların dar sınırlamalarının ötesinde imgeler ve deneyimler yaratma olasılıklarını da hesaba katmak gerekiyor. Biz bu araştırma projesinde çalışanlar olarak zamanımızın büyük çoğunluğunu insanlarla bilinçte değişim yaratan uyuşturucuların kullanımı ve etkilerini konuşarak geçirdik. Eğer insan korteksi kelimelerini uyuşturucu ile değiştirirsek ancak o zaman olasılıklar ile ilgili söylenen cümleleri kabul edebiliriz – iyi ya da kötü olduğu, yardımcı olduğu ya da zarar verdiği, sevgi ya da korku yarattığı gibi. Bunlar korteksin yarattığı olasılıklardır, uyuşturucunun değil. Uyuşturucu yalnızca bir enstrümandır.

Çalışmalarımızın sonuçlarını tahlil etmek ve yorumlamak için ilk olarak modern psikolojinin geleneksel modellerine – psikanaliz ve davranış bilimine – baktık ve bu kavramları ilerlemiş bilincin zenginliği ve genişliğini haritalandırmakta hayli yetersiz bulduk. Bulgularımızı anlamak için en sonunda bizim gibi mekanik nesnel psikoloji geleneklerine göre eğitilmiş kişilere oldukça yabancı bir dile ve bakış açısına yönelmek zorunda kaldık. Tekrar tekrar Doğu felsefesinin dualistik olmayan kavramlarına, bizim Batı dünyamıza Bergson, Aldous Huxley ve Alan Watts tarafından daha açık ve aşikar kılınan bir zihin teorisine dönmek zorunda kaldık. Bu kitabın ilk bölümünde Bay Watts, bizim araştırma konusu filozoflarımızda, okuma yazması olmayan mahkumlarda, ev hanımlarında, entelektüellerde, alkoliklerde görüp teyit ettiğimiz bu bilinç teorisini tatlı bir berraklıkla sunmaktadır. Sözlü olanın dolaşık çalılıklarının ötesine atlamak, deneyimlenenin bütünlüğünü tanımlamak, bu insanlar tarafından tekrar tekrar bildirilen bir fenomendir.

Alan Watts uyuşturuculara bağlı düşsel anlarını açık detaylarla bir bir anlatır. Tabi ki o imkansız olanı denemektedir – sözcüklerin ötesinde olanı sözcüklerle tanımlamak. Ancak yine de bunu ne kadar güzel yapmaktadır!

Alan Watts bizim çağımızın en büyük muhabirlerinden biridir. Haberler, önemli meseleler ve yüzyılın olaylarına karşı sezgisel bir hassasiyeti vardır. Ve bunların yanı sıra şairane bir filozofun öğretmek ve bilgi vermek için ihtiyaç duyduğu sözel donanıma da sahiptir. Burada belki de bize uzay çağı mistisizminin en önemli açıklamasını yapmaktadır, Aldous Huxley’nin iki klasik çalışmasından daha cüretkardır çünkü Watts, Huxley’nin yolundan gidip daha ötesini zorlamaktadır. Mistik deneyimin sevgi üzerine olan taraflarının tanımlanması ve toplumsal iletişimin yeni biçimlerinin çıkarımları özellikle önemlidir.

Elinizde tuttuğunuz, insanlığın önemli bir belgesidir. Ancak eğer (kazara ya da kimyasal şans vasıtasıyla) ilerlemiş farkındalığın mistik bir anını deneyimleyen nadir Batılılardan değilseniz büyük ihtimalle yazarın söylediklerini anlamayacaksınız. Üzücü ama yine de şaşırtıcı değil. Çünkü fikirler tarihi bizlere yeni kavramların ve yeni bakışların her zaman anlaşılmadığını hatırlatmaktadır. Tanımlamak için kelimelerimizin olmadığı şeyleri anlayamayız. Ancak Alan Watts yine de kelime ve kitap oyununu oynamaktadır ve okuyucu onun sözleşmeli ortağıdır.

Ama dinleyin! Hazırlıklı olun. Bu kitapta çok sayıda muhteşem satır var. Düzinelerce harika fikir. Bir sürü. Oldukça sıkıştırılmış. Hızlıca süzülüp akıyorlar. Onları kollayın, eğer bu fikirlerden yalnızca birkaçını bile yakalarsanız kendinizi bizim araştırma verilerimize bakarken kendimize sorduğumuz soruları sorarken bulursunuz: Buradan nereye gidiyoruz? Bu harika yeni ilaçların uygulamaları neler? Unutulmaz anlar ve unutulmaz kitaplardan daha fazlasını sunabilirler mi?

Cevap iki yönden gelecektir. Her gün daha fazla insana bu deneyimleri sunmalı ve burada Alan Watts’ın yaptığı gibi onlara neler deneyimlediklerini anlattırmalıyız. (Bu mutlu yolculuğa çıkmak için gönüllü olacak insan bulmakta zorlanacağımızı sanmıyorum. Deneklerimizin yüzde doksan biri bu deneyimi tekrarlamak ve bunu arkadaşları ve ailesiyle paylaşmak konusunda hevesliydi.) Aynı zamanda uyuşturucuyu kendisi de almış ve dahili ile harici arasındaki, bilinç ve davranış arasındaki farkı bilen bilim insanlarını da sistematik nesnel araştırmalar yapmaları konusunda cesaretlendirmeliyiz. Bu tip araştırmalar bu deneyimlerin modern yaşamın – eğitimdeki, dindeki, yaratıcı endüstrideki, yaratıcı sanatlardaki – sorunlarına uygulanmasını da araştırmalıdır.

İnsanın kendi farkındalığını ve bunu kontrol etme gücünü geliştirmek için çok önemli bir dönüm noktasında olduğumuza inanan birçok kişi var. Bizim araştırmamız bu tip bir iyimserlik için deneysel bir zemin sunmaktadır. Neşeli Kozmoloji aynı mutlu beklentilerin sağlam bir kanıtıdır.

Doçent Timothy Leary – Doçent Richard Alpert
Harvard Üniversitesi, Ocak, 1962

Giriş

Algının Kapıları’nda Aldous Huxley bizlere meskalinin hayli hassas bir insan üzerindeki etkilerinin harika şekilde yazılmış bir açıklamasını vermektedir. O kitap Huxley’nin, bilincin dönüşümündeki dikkat çekici ilk deneyiminin bir kaydıydı ve artık sonraki deneyleriyle bunun kitabında tarif ettiği iç görülerden çok daha derine gidebileceğini bilmektedir. Her ne kadar İngiliz düzyazısının bir ustası olarak Aldous Huxley’i geçmeyi umut etmesem de sanırım bu bilinç değiştiren uyuşturuculara bir heyecan değil de anlama arayışındaki insanın kesintisiz felsefi yansımalarının da eşlik ettiği daha derin ya da daha yüksek bir iç görü düzeyinin açıklamasını yapmak için zaman yeterince olgunlaştı. Sanırım benim için felsefi yansımanın şiirsel hayal gücünden ayrı olduğunda verimsiz olduğunu eklemeliyim, çünkü bizim dünyayı anlama girişimlerimiz iki ayaklıdır, tek değil.

Bilim insanları ve meslek dışından olanlar arasında teorik düzeyde ciddi bir iletişim eksikliği olduğunu söylemek artık basmakalıp bir ifadedir çünkü bilim insanı olmayanlar bilim insanlarının düşünce dili olan matematiği anlamazlar. Örneğin bükülmüş uzay kavramı hisler için anlaşılabilir olan hiçbir imge ile tarif edilemez. Ancak ben hala bilim insanlarının kendi içlerindeki teorik tanımlama ve doğrudan deneyim arasındaki boşluk konusunda daha endişeliyim. Batı bilimi artık yeni bir insan kavramı betimlemektedir, etten bir duvar içerisindeki yalnız bir ego değil de dünyanın geri kalanından ayrı düşünülemeyen bir organizma. Ancak çok nadir istisnalar dışında bilim insanları bile kendilerinin bu şekilde var olduğunu hissetmemektedirler. Onlar ve neredeyse hepimiz, bizi çevreleyen evrene yabancılaşmış, bağımsız, yalıtılmış, tecrit edilmiş kişilik anlayışları sürdürmekteyiz. Aradaki bu boşluk bir şekilde kapanmak zorundadır ve bu kapanmanın başlaması veya başarılmasının çeşitli araçları arasında bilimin kendi keşfettiği ilaçlar olabilir ve bu ilaçlar bilim dininin kutsal varlıkları olabilirler.

Uzun yıllar boyunca bilim ve dinin sanki ikisi çok farklı şeylermiş ve dünyaya bakış açılarının temelinde alakaları yokmuşçasına birbirlerinden ayrı tutulmasına alışageldik. Bu ikili düşünme durumunun sürüp gideceğine inanmıyorum. Dünyayı görüş şeklimiz eninde sonunda ne dini ne de bilimsel, yalnızca bizim görüş şeklimiz olan bir bakış açısıyla yer değiştirmek zorunda. Daha kesin söylemek gerekirse dünyayı görüşümüzü şekillendiren bilim ve din anlatıları, aynı gözlerimiz ve kulaklarımız gibi birbiriyle uyumlu olmak zorunda.

Ancak spiritüel deneyime giden geleneksel yollar bilimsel ya da kuşkucu mizaçlı insanları nadiren cezbeder, çünkü onların bellerini büken araçlar köhne ve külüstürdür ve yükleri de oldukça fazladır. Ancak yine de bu tetikte ve eleştirel düşünceye sahip insanın, kahinlerin ve mistiklerin ifade etmeye çalıştığı bilinç biçimlerini ilk elden paylaşması için genellikle arkaik ve kullanışsız bir sembolizmi olsa da küçük bir fırsat vardır. Eğer farmakolog bu bilinmeyen dünyayı keşfetmemiz için bize yardım ederse o zaman dini deneyimi gericilerin elinden kurtararak bizlere sıra dışı bir hizmet yapmış olur.

Bu kitabın bahsedeceğimiz uyuşturucuların neden olduğu bilincin niteliği kadar olabildiğince bütün bir anlatım olması için, uyuşturucuların sıradan şeylerde ortaya çıkardığı detayların ritmik güzelliği hakkında bir fikir sunması adına doğanın desenlerinin berrak bir yansıması olan bir dizi fotoğraf da ekledim. Çünkü gözler normal görüş sahalarını kaybetmeden, dünyamızın anlaşılması güç bir şekilde dans eden dokusunun derinlerini kazan bir mikroskop halini alıyor gibi görünmektedirler.

Alan W. Watts
San Francisco, 1962