Toute nation a le gouvernement qu'elle mérite.

Neşesiz Cankinin Şarkısı

 24,00

4 adet stokta

Kategoriler: , , Etiketler:

Açıklama

12×18
36s

Kendi tanımıyla, Helen Adam, hayatının içinden kendi davulunun vuruşları eşliğinde geçmiştir. O, dünyaya açıldığı zaman Viktorya çağı, henüz, şüphe içinde modern bir bilince yol açıyordu. Parçalanmış devletlerin savaşan fraksiyonlara ayrıldığı II. Dünya Savaşı’nın şarapnel şoku… Kuzey İskoçya’nın bir küçük köyünde müsamahasız bir Presbitaryan vaizinin kızı olarak büyüyüp teselliyi ve gıda kaynağını duygusal peri masalları ile dehşetli gizemleri yalayıp yutarak bulmuştur. Daha ilk okuldayken ilk şiirlerini yazmıştı ve kendisini bir deha olarak addeden Londralı edebiyatçıların gözüne girmeyi başarmıştı: Faber and Faber yayın evi o on dört yaşındayken ilk kitabını bastı; dile düşmeye yazgılıydı. Bu yazgısını önce The Weekly Scotsman’de sosyetenin köşe yazarı olarak çalıştığı Londra’ya ve sonra annesi ve kardeşi ile New York’a kadar takip etti-harabeye çevrilmiş bir Avrupa’dan daha parlak kıyılara kaçan bir göçmen.

Tarzlı, bilge ve bohem Adam ailesi (Helen, annesi ile kız kardeşi Pat) adım adım yollarını batıya düşürdü; San Fransisco’ya, Jack Kerouac, Allen Ginsberg, Robert Duncan ile Jack Spicer’ın heyecan verici edebi akımları sihirle çağırdığı çok önemli bir yıl, 1954’te vardı. O dönemde erken ellilerinde olan Helen Adam baladlarını söyleyip ve kırmızı rujuyla herkesin tarotunu okuyup ve dekadan ikinci el dükkanı stilinde, kendini bu genç, maskulin ötesi, bohem, edebi tüccarların ortasına plop diye bırakmıştı; onu esinin yegane kaynağı olarak selamladılar: şiirin kehanetinin kendisi balad geleneği yolundan geliyordu.

Ve orada durmadı; bir opera yazdı, yüzlerce kolaj ile bir film; ve sonunda bir kere daha ayaklarının yere değdiği New York City’ye indi. Şimdi altmışlarındayken kendini Judson Kilisesi’nin etrafında filizlenen aşağıkent tiyatro sahnesinin tam merkezinde buldu, Bob Holman Ve Nuyorican Şairler Kahve Dükkanı’nın (the Nuyorican Poets Cafe) döndürdüğü bir spoken word sahnesi ve Samuel Delaney’in çevresinde bir deneysel bilim kurgu sahnesi.
Onun edebi ve sanatsal çıktısı etkileyicidir. Hal böyleyken balad geleneğinin 20.y.y. geç dönem-modernizmi ile olan fikir ayrılığı seyri onun edebiyat tarihi kanonuna kabul edilmesini sağlamadı; O bir dipnot olarak varlığını sürdürür. Bir egzantrik cadı olarak görünür–sadece onu araştıran birkaç kişi onun uyaklı biçimsel şiirlerinin ve vahşi sanat eserlerinin hünerinin arkasındaki dehanın farkındadır. O şimdi çatlakların arasında dinleniyor: Biçimciler için fazla tuhaf ve avangard için fazla geleneksel.

Helen Adam baladları yüksek sesle gece geç vakit okunduğu zaman keskin, duygusal, düşüncelere daldıran ve melankolik peri masallarının hayal oyunlarıdır (fantazmagori). Ve sonra, hayallere gark olmuşken o ritmi duyup, bileceksiniz: Hikaye anlatıcılığının en eski beat’lerinin ve ritimlerinin içinden geçip gelen, şiirin baş müzü olmasaydı ne Beat Kuşağı ne de San Fransisco Rönesansı olurdu. Ve Helen Adam o kehaneti elinde tutuyor.