Toute nation a le gouvernement qu'elle mérite.

NOEL ÇIKINI

İndirim!

 35,25

6 adet stokta

Açıklama

Tek yüzünün sağ alt köşesine Sub logosu stampa edilmiş,35’e 45 ebadında, ham pamuklu bez bir heybe içerisinde 4 adet bu proje için basılmış Booklet’ten mürekkeptir.

Özel Edisyondur. Sınırlı adetlidir. Tekrarı yoktur.

Üretim dahiliyeti harici kâr amacı gütmeyecek şekilde “hediye” olarak organize edilmiştir.

12 x 18 cm Sub Factory klasik standartlarındaki tel dikişli 4 kitabımız şu şekildedir:

1-
Yannis Livadas
Jazz Şiirleri
Türkçesi: Buğra Aksoy
Editör: Şenol Erdoğan
24 sayfa
İzahat:

Amerika Birleşik Devletleri, Yunanistan ve Avrupa’daki baskılarında 15 jazz şiiri olarak yayımlanan bu eser, yazarı tarafından 1990 yılında yazdığı bir şiirin daha dahil edilmesiyle Türkçede 16 şiir olarak yayımlandı, aslında bu şekilde ilk kez yayımlanmış oldu, fikir tamamen sevgili Yannis’den çıktı. Ve bizim için manevi değeri daha da yükseldi. Hirschman ağabeyimizin dünya dillerine yaptığı değeri tarifsiz çeviri eserlerinin Türkçeye aktarımı konusunda şahsıyla ölümünden 4 yıl evvel karşılıklı fikir birliğimizi bir adım daha ileriye de götürmüş olduk, Katledilmiş Yahudilerin Şarkısı ve evvelindeki Artaud Antolojisi de onun İngilizceye çevirisi ve bize olan dostluk nişanesi hediyesi olarak nesneleşmişti, şimdi de Yannis’in Amerikan İngilizcesine Yunancadan çevirdiği bu kutlu nesneyi Sub okurlarına sunuyoruz. Yannis zor dilli bir yazar, daha önce yayımladığımız şiir kitabı hem çevirmene hem okura bunu zaten göstermişti. Akabe’yi tırmanmaya devam.
-SF. Ş.E

2-
Kabe’nin Kara Taş’ı
Susan Tallman
Türkçesi Barış Tanyeri
Editör Şenol Erdoğan
28 sayfa
İzahat:

Kara Taş – fiziksel şeylere tapınmaya karşı tembihlerde bulunan bir dinin merkezindeki fiziksel bir şey – materyal şeylerin ötesindeki dünyaya dair bir kanıt sunmak için materyal şeylere ihtiyaç duyma paradoksal ihtiyacımızı, fikirler, bilgi, güzellik, maneviyat, Tanrı’yı anımsatsın diye fiziksel madde kanıtına bel bağladığımızı gözler önüne seriyor. Evreni anlama çabalarımızın ve nihayetinde soyutlamalara karşılık vermekteki sınırlı kapasitemizin derin bir tecellisi.

3-
Trans-Sibirya ve Fransa’dan Küçük Jeanne
BLAISE CENDRARS
Türkçesi Seda Garzanlı
Editör: Şenol Erdoğan
28 sayfa
İzahat:

Blaise Cendrars, moderniteyi yirminci yüzyıl şiirine tanıştıran ilk isimlerden bir tanesidir. Kendi tarzıyla, yazmak eylemine tamamen yenilik ve değişiklik getiriyor. Kendini ifade edebilmek için özenle ve yorulmadan çalışıyor, bir anlamda kendi hayatını yazmak için de. 1910 yılında New York’taki arkadaşı Fela’ya şöyle yazıyor, “On yıl boyunca çalışma süresi. Kendi dilimi bulmak için on yıla ihtiyacım var. Kendi tarzımı.” 1911-1912 yılları arasında yaklaşık bir yıl geçiriyor New York’ta, çoğu zaman çılgına dönmüş derecede aç bir halde, fakat hiç birşeyin amacından vazgeçmesine izin vermeden: kendi tarzını geliştirmek zorunda. Onun için yazmak eylemi romantik bir heves değil, bir zanaatkarın zahmetli bir çalışması. 1911 yılında asıl ismi olan Frederic-Louis Sauser’i ismi ve kendiyle ilgili benzerliğini ifade etmek amacıyla Blaise Cendrars olarak değiştirerek. (Blaise – Blaze – alev ve Cendrars – Ashes – küller)
Cendrars’a göre, Trans-Siberian kendi kendine tanımlanmış ve ayrıntılı olarak işlenmiş şiirsel biçime geçiştir. Tarzını, şiirle ilgili ipucunu başlıkta vurgularayarak pekiştiriyor. Şiirinde asıldığı aslında biçimsel anlamda düzyazı. Cendrars, ilk olarak Remy de Gourmont’un Le Latin Mystique isimli çalışmasındaki düzyazı fikrinden etkilendi. Bu çalışmada Saint-Gall’daki Ortaçağ dönemi keşişlerinin ilahileri ve serbest şiirleri ile tanışıyor. Cendrars’a göre Le Latin Mystique son derece insancıl bir çalışma ve bu yüzden kendi yazı tarzıyla mümkün olduğunca geniş kitlelere yaymayı hedefliyor. “Trans-Siberian’da düzyazı kelimesini erken latin dönemindeki prosa dictu anlamıyla kullandım. Şiir kelimesini kullanmak bana çok gösterişli, çok sınırlı geldi. Düzyazı daha açık ve yaygın.” diyor Cendrars. Blaise, genelde şiirler çevrili olan sosyal köprüleri geçmeye kalkışıyor ki bu tavrı oldukça proleter. Kullandığı kelimeler modern aristokrasiye karşı oldukça saldırgan ve şiir yazma sanatı alışılmışın dışında.

Cendrars hep dinç ve girişimcidir. Sürekli olarak geziyor, yazıyor ve ismi şiir konusunda dahi olduğuna dair yayıldıktan sonra dergilerde yazmaya başlıyor, sanat eleştirileri yazıyor, bilinmeyen yazarların çalışmalarını yayımlıyor, bariz olanın arasında kalan alanları keşfetmek ve ıstırabın dibine ulaşmak istiyor. Trans-Siberian onun erkekliğe başlamasını ve geçişini anlatıyor hem cinsel hem ruhsal anlamda. Goya’nın “Yo Io vi”’yi yazması misali, Cendrars ilk kez “I saw”u yazabilmiştir bu büyük yolculukta.
St. Petersburg, New York, Londra, İsviçre’de yaşamış, Dünya’nın büyük bir kısmını gezmiş ve Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmış biri olarak, zamanın en kozmopolit şairlerinden bir tanesidir. Trans-Siberian’da tüm bu Dünya, edebiyat, savaş ve uluslararası ilim bilgisi görülebiliyor. Şiirindeki şiddet ve savaş ve ölüme olan göndermeleri, Rusya’dayken şahitlik ettiği Rus-Japonya savaşı (1904-05) ve 1905 Sovyet Devrimi ile ilgilidir. Cendrars’ın çalışmaları şimdi ve yirminci yüzyılın sonunda, kendi zamanına kıyasla daha çok yankılanıyor. Bizim için, yirminci yüzyılın başlangıcı ve yirmibirinci yüzyılın başlangıcı arasındaki köprüyü oluşturuyor.

4-
Bülbülün Kasabı Manifestosu”
ve “Ses ve Çevre II”ye Giriş
Bavand Behpoor
Türkçesi: Deniz Kurt
Editör: Şenol Erdoğan
İzahat

Okuyacağınız iki manifesto, modern İran sanatındaki ilk manifesto örneklerindendir. “Bülbülün Kasabı Manifestosu” başlıklı (Farsçada: Sallah-i Bulbul) ilki, 1950’de İran sanatında baskın olan ana akım trendlere cesurca meydan okur, birçok cephede savaş açar: Kendilerini İran’ın görsel sanat geleneğinin devamı olarak gören minyatürcülere, ressam Kamal al Molk’un takipçileri olan yeni-gelenekçilere ve İran sanatında ortaya çıkan solcu eğilimlere. Bu azılı muhalifliğine bakınca, ilk yayımlandığı 1951 senesinde pek beğeniyle karşılanmamış olması şaşırtıcı değildir.
Tahran’da kurulan Azad Sanat Grubu’nun (Bağımsız Sanatçılar Grubu olarak da bilinir) 1976 sergileri Ses ve Çevre II için yayımladığı ikinci manifesto, aynı mücadelelerin yirmi beş sene sonra da hâlen mevcut olduğunu gösterir. Ancak Azad Grubu için en önemlisi, İranlı sanatçıların, geleneksel İran sanatlarının “özünü” aramak için tarih boyunca dikey bir doğrultuda gerilemekten ziyade, diğer ülkelerin çağdaş sanatından etkilenebileceğinin altını çizmeleriydi. İleriki sayfalarda okuyacağınız bu iki manifesto da yerel ile uluslarası sanat tarihleri ve “meşru” bulunan esin kaynakları ile “gayrimeşru” olanlar arasındaki ilişkileri sorgulamaktadır. Aynı zamanda yerel bir görsel kültürün diyalog kurma potansiyelini keşfetmenin ve iyileştirmenin yollarını inceler.