,
Rock’n Roll
  • hayalet oğuz kapak

Rock’n Roll

 20,00

000
15×23
özel kraft özel yüksek gramaj karton kapak
sınırlı üretim
yayıma hazırlayan: Taylan Taftaf

Az sonra okuyacağınız ve muhtemelen birkaç hızlı şarkı müddetinde tamamlayacağınız bu kitap, 1956 yılında İstanbul’da yazıldı. Kitabı yazan ise bir hayalet. Öncelikle, kitabın yazılış tarihinin ve yazıldığı şehrin altını çizmemiz gerekiyor. 1950’ler, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yeni bir geleceğin arandığı yıllardı. Yirminci yüzyılın ilk yarısında egemen olan tüm değerler sallanıyor, uzun bir kâbusa dönüşen savaş esnasında büyüyen yeni neslin ihtiyaçları bir bilinmeyeni ifade ediyordu. 1955 yılı Elvis’in adının Amerika’da ve Avrupa’da henüz duyulmaya başlandığı, rock müziğin tüm radyoları yavaş ama kesin bir şekilde ele geçirdiği, James Dean’in 24 yaşında ölerek dünyanın daha önce görmemiş olduğu bir şöhretli genç ölüler kuşağının fitilini yaktığı, Batı Dünyası gençliğinin deri değiştirdiği bir zamandı. Avrupa’nın bile gelmekte olan güçlü dalganın ucunu göremediği bu özel zamanda, hızlanan zamanın gerisinde kalan bir ülkenin zamandışı, eski başkentinde, 27 yaşında bir delikanlı bir kitap yazmaya karar verdi. Kitabını yazmak için arkadaşlarının evde olduğu zamanları kollaması gerekiyordu çünkü ne evi ne odası ne de çalışma masası vardı. Cebinde beş kuruşu olmayan, tercüme ettiği ucuz Amerikan romanlarıyla hayatta kalmaya çalışan bu delikanlı, İstanbul sokaklarında yaşıyordu. İstanbul sokaklarında ama her zaman yazarların, ressamların, sanatçıların, sinemacıların arasında. Bir bulantı edebiyatının nefes almaya başladığı meyhane masalarının etrafında, çıplak ampullerin elektrikle değil Paris hayalleriyle yandığı ressam stüdyolarında, birkaç günde yazılıp çekilmiş filmlerin ardı ardına gösterildiği sinema salonlarında, belki kapılardan biri kilitli değildir diye dört dönülen soğuk hanlarda, şanslı bir geceyse bir arkadaşın evinde ya da oda ücreti karşılığında tercümesi süren kitapların rehin bırakıldığı Beyoğlu otellerinde. Ama sonunda gene sokakta.

Bu evsiz delikanlı, kitabını yazdıktan sonra yalnızca yirmi yıl daha yaşayacak ancak bu kısacık zaman zarfında, 60’lar ve 70’ler İstanbul sanat dünyasını bir ucundan diğerine katedecek, çok sevdiği ve onu çok seven arkadaşı Tezer Özlü’nün sözcükleriyle, “tek bir sandalye sahibi olmayacak, kirlenince yenisini alacağı tek bir elbiseyle hayatını sürdürecek, ev almayacak, ev kiralamayacak, eşya almayacak, eşya tamir ettirmeyecek, pasaport almayacak, karı almayacak, karı boşamayacak, kimseyi gebe bırakmayacak, resmi dairelere girip çıkmayacak, canlı ya da cansız hiçbir mülk edinmeyecekti”. Bunların yerine, 40 küsur kiloluk incecik vücudunu bir edebiyat kampından diğerine taşıyacak, ressamlarla ve yazarlarla yaşayacak, bulduğu bir köşede tercüme yapacak, tercümeler karşılığında aldığı avansları daha kitabın ilk bölümleri bitmeden harcamış olduğundan daima borç kapatmak için çalışacak, bu ölümüne edebiyat işçiliğinin sonucunda dilimize yüze yakın kitap kazandıracak, yüzlerce film senaryosu yazacak, asla adını öne çıkarmak gibi bir derdi olmadan, gene bildiği yolda, bildiği hayatta devam edecekti. Besili insanların dünyasında kelebek vizesiyle bulunacak, bu yüzden de herkesten daha önce ayrılacaktı.

Oğuz Hâluk Alplaçin ya da onu zamanında tanıyan ve daha sonra efsanesini duyanların bildiği şekliyle Hayalet Oğuz, belki de 1950’lerin Türk edebiyatında “Dünya Sarsılıyor, Rock’n Roll” gibi bir kitabı yazabilecek tek kişiydi. Çünkü nasıl bir edebiyat masasından diğerine sürekli laf taşıyorduysa, nasıl Beyoğlu’nda kimin nerede ne yaptığını bilmeden gözüne uyku girmediğinden herkesi takip ediyorduysa, nasıl çevresindeki insanların kaşlarını kaldırmasına neden olacak kurbağa bacağı gibi yiyecekleri seviyorduysa, tüm dünyayı yakıp kavuracak olan Rock’n Roll’u da bu şehirde ondan başkası yazamazdı elbette. James Dean öldüğünde bunu gazeteden okuyan ve bu genç ölümün ne denli mühim olduğunu bir okyanus bir kıta uzaktan kavrayabilen Hayalet, belki de o akşamüstü ceketinin yakalarını kaldırmış, gazeteyi kolunun altına sıkıştırmış ve aklına gelen satırları yazabileceği bir kahve masası, bir arkadaş evi aramaya koyulmuştu. Amerikan hükümeti kendi endüstrisinden çıkmış bir filmi Venedik Film Festivali’nden çektiğinde, bunun nedenini belki de o esnada İstanbul’da merak eden ve filmi araştırmaya koyulan yalnızca oydu. Evan Hunter’ın 1954 yılında yayınlanan “Blackboard Jungle” romanının sinema uyarlamasının politikacıların canını neden bu kadar sıktığını düşünürken, filmin gayet hızlı, alışılmamış ahenkteki fon müziğini, yani Bill Haley’in “Rock Around The Clock”unu dinlediğinde, hiçbir şeye inanmayan, hiçbir hedefi olmayan, kırgın, cemiyetin çemberini zorlayan bazı gençlerin davranışlarını incelemeye değer bulan Hayalet, bu gençliğin neyle şarj olduğunu merak etmiş ve aradığı cevabı da çok zorlanmadan ortaya çıkarmıştı.

Kapağını Abbe Lane’in etekleri beline kadar açılmış bir deseninin süsleyeceği “Dünya Sarsılıyor, Rock’n Roll”u hazırlarken, bir akşamüstü o zamanların yegâne edebiyat mekânı Baylan pastanesine girmiş, kitap gerekli formayı tutturamadığı için Baylan’daki edebiyat haşeresiyle röportaj yapacağını söylemişti. Küçük kitabının sonunda okuyacağınız görüşler bu akşamüstünden kalmadır. Entelektüelleri seviyordu Hayalet. Hiçbir zaman onların yaşadığı burjuva hayatına geçmekle ilgilenmemiş ama bir an olsun aralarından da ayrılmamıştı. Olduğu gibi yaşamış, herkes de kendisini böyle tanımış, böyle bilmişti. Bizim de bugün bildiğimiz gibi.

“Ulan haşereler! Rock’n Roll üzerine bir kitap hazırlıyorum. En aşağı beş-altı forma olmalı. Yazdıklarım bu formayı tutmuyor. Şimdi sizinle Rock’n Roll konuşacağız. Ben de bunları yazacağım. Hem sizin sırtınızdan para kazanacağım hem de sizi meşhur edeceğim… Oldu mu?”

Hayalet, bundan altmış yıl önce bizimle Rock’n Roll konuştu. Hayalet, 1930’ların Paris’ini beş parasız arşınlayan Henry Miller’ın deneyime, yaşantıya, yazıya olan açlığını İstanbul sokaklarında sergiledi. Kendi çağdaşlarında silinmez izler bıraktı, kendi yaşamı etrafında oluşan efsane bugüne dek uzandı. Tezer Özlü, ölümünden birkaç gün önce Hayalet’in, her anlamda olumsuzlaşan İstanbul’u artık istemediğini ve ölümü de zerre umursamadığını söylüyor, “Eski Bahçe” kitabına aldığı “Hayalet Oğuz” öyküsünde. Yaşadığı zamanın çok ilerisini gören bu sıradışı adamın, yalnızca yazdığı tek bir kitap ve çevirdiği yüzlercesiyle değil, hiçbir şeyi sahiplenmemek gerektiğini, sonumuzu mülkiyetin getireceğini bilerek yaşadığı hayatla da hatırlanması gerekiyor. Bugün Hayalet, sevgili Tezer’inin yanında, ölürken hiçbir akrabası bulunamadığından tapusu Sinematek’e çıkarılan mezarında yatıyor. Çünkü artık ne İstanbul onların yaşadığı İstanbul, ne de Beyoğlu onların sokaklarını arşınladığı Beyoğlu.

Taylan Taftaf

Reviews(0)

There are no reviews yet.

Add a Review

Be the first to review “Rock’n Roll”

Yazar
Sun Ra (1)