SİNEMANIN ÖLÜMÜ: Tarih, Kültürel Bellek ve Dijital Karanlık Çağ

SİNEMANIN ÖLÜMÜ: Tarih, Kültürel Bellek ve Dijital Karanlık Çağ

 26,00  20,80

000

1980 yılında yazın sonlarına doğru Venedik Film Festivali esnasında yapılan bir sempozyumda sinema filmlerindeki renk bozulması trajedisinden bahset-tim ve sinema mirasımızın bu denli önemli bir unsurunun daha fazla yıkıma uğramaması için önlem almamız gerektiğini söyledim. İlerleyen yıllarda du-rumun bu kadar kötüye gideceğini bilseydim, sıkıntımı daha dramatik kelimelerle ifade ederdim. Ancak daha beş yıl önce çekilmiş olan Taksi Şoförü’nün renklerinin solmakta olduğunu ve acilen restore edilmesi gerektiğini nerden bilebilirdim? O dönemlerde, film arşivcileri henüz ‘sirke sendromu’ ifadesini bulmamışlardı. (Bu ifade şimdi asetat filmlerdeki bozulmayı anlatmak için kullanılıyor.) Bildiğimiz tek şey baskıların büzüldüğü, kıvrıldığı ve o nahoş asit kokusu dayanılmaz bir hal almaya başladığında artık yansıtılamayacak duruma geldikleriydi. Nitrat filmin daha sabit bir ortamda çoğaltılmasının tek çıkış yolu olduğuna ikna oldum ve arşivcileri de çabalarını artırmaları yönünde cesaretlendirdim.
O günden bugüne çok fazla ilerleme kaydedildi. Artık daha çok sayıda film muhafaza edilebiliyor. Bu sıkıntılı işi üstlenen daha fazla sayıda idareci ve acenta var. 1990 yılında Francis Ford Coppola, Steven Spielberg, Stanley Kubrick gibi dokuz seçkin sanatçı ile birlikte kurduğum Film Vakfı’na Robert Altman ve Clint Eastwood gibi film yapımcıları da katıldı. Amacımız fonu artırmak ve sinema tarihimizi muhafaza etmek konusundaki acil ihtiyacı gözler önüne sermek. Günümüzün kültürel ajandasında film muhafazası da önemli bir konu haline gelmiştir. Filmleri nasıl muhafaza etmek gerektiğini öğreten okullar var. George Eastman House’da bulunan ve Paolo Cherchi Usai’nin görev yaptığı LJeffrey Selznick Film Muhafaza Okulu bunlardan biridir. Restorasyondan sonra filmin ömrünü uzatan daha etkili teknikler var; sirke sendromunun etkilerini azaltmakta kullanılan moleküler filtrelemeden, filmlerin daha iyi şekilde muhafaza edildiği, ısı derecesinin ve nem oranının daha sabit olduğu iklim değerlerinin yaratılması gibi. Arşivler ve laboratuvarlar film restorasyonu konusunda eskisinden daha iyiler. Dijital teknoloji tabii ki orijinal sinematik deneyimin muhafazası ve film eserlerinin koruması söz konusu olduğunda yedek bir depo olarak düşünülemez, ancak resmi orijinal parlaklığına geri getirmek isteyenlerin işlerini de kolaylaştıracaktır.
Tüm iyi şeyler gibi, film muhafazası sektörü de bir ticari faaliyet olarak suistimal edilecektir (ve de edilmiştir.) ‘Muhafaza’ ve ‘Restorasyon’ terimleri bu konuda hiçbir şey bilmeyen ancak sektörün ne denli kar getirebileceğini bilen
pazarlama uzmanları tarafından aralarında hiçbir fark yokmuş gibi kullanılıyor. Bugün elektronik medya aracılığı ile görüntülenebilir hale getirilen filmler ‘restore edilmiş filmler” olarak algılanıyor. Bu yanlıştır. Gerçekte bu filmlerin gelecek nesillere kalma şanslarını artırmak için hiçbir şey yapılmamıştır. Restore edilen ana eserin gizeminin, kolektif hafızada yer eden ancak ders kitapları tarafından henüz fark edilmemiş binlerce filmi belirsizliğe mahkum etmesi, en az ‘sirke sendromu’ kadar hasar vericidir. (Çocukluğumun favori filmi Fair Wind to Java’nın 35 mm’lik bir baskısını bulduğumda maalesef düzgün bir baskı yapamayacağımızı öğrendim. Bu film daha sonra UCLA’da, Film Vakfının desteğiyle restore edildi.)
Neticede, film mirasının muhafazası konusunda korumanın oynadığı önemli rol halkın bakış açısında henüz yer etmiş değil. İzleyiciler bir şekilde özel depolama koşullarına gerek kalmadan, sorunun dijital şekilde çözüleceğine inanmış durumdalar. Aslında Arabistanlı Lawrence’ın restorasyonuna para harcamak, muhafaza edilen filmi izleyen izleyiciler kadar bağışı yapan kişiyi de mutlu ediyor. Dondurulmuş değerin inşası için yüzlerce kez uğraşmak, negatifi ve baskıyı düzgün şekilde muhafaza etmek için hayati önem taşısa da, ortada parlaklık yok. Yıllardır, kendi filmlerimin muhafaza işi için Paolo ile çalışmaktayım ve bu ödüllendirilmeyen film muhafazası işinin ne denli sinir bozucu olduğunu biliyorum. Ancak bu tamamen kaybolmuş sinemaların büyük trajedisiyle kıyaslandığında hiçbir şeydir. Onların herhangi bir fon oluşturma çabasıyla geri dönmeleri mümkün değil.
Bu metin, dünyanın her yerinde her gün, küresel iletişim stratejisinin eksikliği, bazı yönetimlerin gözle görülen ilgisizliği ve bir zamanlar bu filmlerin yapımı için para harcayan kişilerin ihmali sonucu kaybolan binlerce film kopyasına yakılmış bir ağıttır. Paolo’nun kendi suretini göz ardı eden bir kültürü tasviri, aynı zamanda insanın canını oldukça sıkan ahlaki bir saptamadır: görme sanatının bizlere geçici ve göz ardı edilebilir bir şey olarak öğretilmesi son derece yanlıştır.

Martin Scorsese
Roma

kitap
112 sayfa
13,5 x 21,5

Kapak Tasarım: Gamze Yeşildağ

Sipariş ettiğiniz ön sipariş ürün en erken 15 Kasım’dan itibaren kargolanır.

Tüm kitapçılarda, kitap satan yerlerde ve WEB satış sitelerinde
TÜRKİYE GENEL VE TEK DAĞITIMI PUNTO KİTAP HİZMETLERİ TARAFINDAN SAĞLANMAKTADIR

PS: Sitemizden yaptığınız alış verilerde paketlerinizden çıkan sürprizler paketinize hata ile konmamıştır:)