Sürrealist Manifesto Üç

 1,50

33 adet stokta

Açıklama

10×15 cm
16 sayfa

Şüphesiz ki, herhangi bir davaya tüm benliğini adayan bir adam olmak için, içinde çok fazla kuzey barındıran biriyim ben. Bu kuzey, benim gözümde hem doğal granit surlardan hem de sisten yapılmıştır. Güzel olduğu-nu düşündüğüm bir varlıktan, her şeyi istemeye yatkın tutumuma bakarak, sistem denilen soyut yapılanmalara eşit hak tanıdığım sanılmasın. Coşkum sönüyor onların önünde ve aşkın artık beni kamçılamadığı da ortada. Elbette etkilenebilirim, fakat hiçbir zaman benim gibi bir adama bir şeyin ‘doğru’ diye sunulduğu o aldanma noktasına gözlerimi kapayacak kadar değil. Bu aldanma noktası, tam olarak öğretenin kendine çizdiği yol üzerinde yer almasa da benim nezdimde, bu yolun başka insanlar tarafından sürdürülen uzantısında yer alır. Bir insanın gücü ne kadar büyükse, sınırları da o kadar dar çizilir; başkaları sundukları hürmetle ve bitmek bilmez çetrefilli aktiviteleriyle söz konusu insanı harap etmekten geri durmazlar. Bu iki yozlaşma sebebi dışında, her büyük düşünce belki de kendisinden farklı işleyen zihinlerle iş birliği içindedir ve bu insan yığınıyla ilişki içine girdiğinde değişmek-ten kurtulamaz. Bunu doğrulamak için elimizde yeterli kanıt da mevcut; modern zamanlarda Robespierre’in, Saint-Just’ün ilkelerini yüzsüzlükle kendilerine şiar edinen insanlar türedi, Hegelci öğreti aşırı sağcı ve solcuların elinde paramparça edildi, Katolikler ve gericiler sersemletici bir kendine güvenle Rimbaud’yu kendi oyunlarına alet etmeye çalışıyorlar. Daha da yakınlara gelirsek: Freud’un ölümü psikanalitik düşüncenin geleceğinin belirsizleşmesi için yeterli oldu ve bir kez daha, bir ölüm, özgürleştirici örnek bir aracın, bir zulüm ve baskı aracına dönüşmesine vesile oldu. Sürrealizm bile, yirmi yıllık bir yaşamdan sonra, saygınlığın ve ünün bedeli olan illetlerin gözlediği bir kurbana dönüşmekten kendini kurtaramadı. Bu hare-ketin içindeki bütünlüğü korumak amacıyla alınan önlemler –genellikle pek sert bulunan (önlemler)- ne Aragon’un ne Avida Dollars’ın pikoresk sahtekârlığını önleyebildi. Sürrealizm adı altında gerçekleştirilen açık ya da kapalı etkinlikleri – Tokyo’nun o sırrına erişilmez çaylarından, Beşinci Cadde’nin yağmurdan ıslanmış vitrinlerine kadar (her ne kadar Japonya ve Amerika savaşta olsalar da) –bu akımın kapsamı al-tında incelemek bir hayli güçleşti. Belirli bir yön verilerek yapılan şey, istenilen şeye çok az benziyor. En etkileyici insanların bile arkalarında bir hale bırakarak değil, toz saçan büyük bir bulut gibi gitmeyi bilmeleri gerekiyor.