₺ 180,00
Açıklama
146s 13,5×19,5
TRISTAN TZARA’nın ŞİİR MİRASININ TOPLAMI
DADA ŞARKISI
Gael Turnbull’un Anısına (1928-2004)
şair kâşif
Bu çevirilerin bir kısmının basılmasını Tristan Tzara şahsen onaylamış ve bu seçki sonradan oğlu Christophe Tzara’nın izniyle yayımlanmıştır. Kendilerine nezaket ve cömertlikleri için içten teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca çevirilerle ilgili tavsi-yeleri için Michel Couturier’ye de teşekkür ederim.
Lee Harwood
Bu ikinci baskı Lee Harwood anısına yayımlanmıştır
(1919-2015)
“Kişi… varlığını beyan ettiği her an şiiri yaşar. Şiirsel imge ve de deneyim, salt mantığın ve hayal gücünün ürünü değildir; yalnızca şayet yaşanırsa geçerlidir. Dolayısıyla her yaratımı, şair için bilincinin saldırgan bir beyanıdır.” Tristan Tzara, bu manifestoyu İkinci Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı ve Avrupa kül-türünü bir enkaz hâline getirip bıraktığı 1946 tarihli Dialectics of Poetry için yazdı. Tzara’nın yaşamının da bu sözler gibi renkli, çeşitli ve enerjik olduğunu söylersek abartmış olmayız; yine de böyle inançlı bir söylemin bile şiirlerindeki sihri, gücü, ironi ve nüktedanlığı, asli insancıl vurguyu ve açık duyguları ortaya koyması imkânsızdır. Şiirler kendilerini öyle açık seçik dile getirirler ki onları açıklamaya gerek yoktur.
Tristan Tzara sanatsal ve siyasal devrimin tek ve aynı şey ol-duğuna inanan bir yazardı. Bu özelliği, gelenekselliğin ister ahlaki ister estetik her türlü baskıcı türüne karşı tüm eserle-rinde sıklıkla sergilediği muhalefetinde yankılanmaktadır. Bir şair, oyun yazarı, denemeci ve bir kışkırtıcıydı. Aynı zamanda sanat ve edebiyata dair kapsamlı yazıları olan bir eleştirmen, editör ve âlimdi. Muazzam enerjisiyle hayatı boyunca hep daha ileriye gitti. Hayattayken otuz yedi adet şiir ve düzyazı-şiir kitabı, beş oyun, altı edebiyat ve sanat eleştirisi derlemesi ve bir cilt manifesto yayımladı. Bu listeye kitaplarının yeniden basımları ve dergilere yazdığı sayısız yazı da eklenebilir. Ayrıca çağdaşı sanatçılar hakkında çok sayıda deneme ve sergi kata-logları için birçok önsöz de yazdı. Tzara’nın modern sanata olan canlı ilgisi onunla birçok iş birliğine imza atan sanatçılar tarafından karşılıksız bırakılmadı. Kitaplarını resimleyenler arasında Hans Arp, Georges Braque, Salvador Dali, Sonia De-launay, Max Ernst, Alberto Giacometti, Juan Gris, Marcel Janco, Vassily Kandinsky, Paul Klee, Fernand Léger, André Masson, Henri Matisse, Joan Miró, Francis Picabia, Pablo Picasso, Man Ray ve Yves Tanguy vardı.
Tristan Tzara, Samuel Rosenstock adıyla 16 Nisan 1896’da doğu Romanya’da küçük bir kasaba olan Moinesti’de dünyaya geldi. Ailesi varlıklı Yahudi tüccarlardı. Moinesti’de, ardında Bükreş’te eğitim gördü ve 1914 ile 1915 yıllarında Bükreş’te üniversitede matematik ve felsefe okudu. Şairlik kariyeri er-ken başladı. Yirmilerine yaklaşırken bir süredir şiir yazıyordu, 1912’de Ion Vinea ve Marcel Janco ile Simbolul dergisini kur-muştu ve şiirleri başka dergilerde de yayımlanmıştı. Romence yazılmış bu erken dönem şiirlerini başta “S. Samyro”, sonra “Tristan”, sonra “Tzara” ismiyle imzaladı ve sonunda 1915’te “Tristan Tzara” ismi, editörlüğünü Tzara ve Vinea’nın yaptığı Chemarea dergisinde ortaya çıktı.
1915’in sonbaharında ailesi onu üniversite eğitimine devam etmek üzere Zürih’e yolladı. Zürih’te Dada akımının gelecek-teki “üyeleriyle” tanıştı ve yalnızca Fransızca yazmaya başladı. Tüm Dada etkinliklerini listelemek neredeyse imkânsızdır. Çok fazla sayıda ve çeşitliydiler, Tzara da başlıca kışkırtıcı ve ör-gütleyicisi olarak neredeyse hepsinin odağında yer alıyordu. Liste, Dada grubunun 5 Şubat 1916’da Cabaret Voltaire’deki ilk performansından başlatılabilir. Bu ilk etkinlikte Hugo Ball, Emmy Hennings, Hans Arp, Marcel Janco ve Tzara yer alıyor-du. Kabareden üç gün sonra Tzara, Arp ve Huelsenbeck’in yeni “akımlarına”, daha ziyade “karşı-akımlarına” bir isim bulmak üzere Larousse sözlüğünün rastgele bir sayfasını açmalarıyla Dada sözcüğü keşfedilmiş oldu.
Fakat Dada etkinliklerinin listesinden daha önemli ve aydınla-tıcı olan, bu etkinliklerin sebebidir. Faaliyetlerini kaçınılmaz bir şekilde gölgeleyen ve şekillendiren, 1914-1918 yılları arasın-daki Büyük Savaş, yani Birinci Dünya Savaşı’ydı. Tzara ve ar-kadaşlarının davranışlarının arkasındaki sebep buydu. Hugo Ball’un yazdığı gibi, Dadaistler “dönemin çilesine ve ölümle mayışmaya karşı savaşıyordu”. i Protestoları ve eserleri esa-sında bunun bir dışavurumuydu. Dadaistlerin faaliyetleri -“makul” ve “gerçek sanat” sayılan her şeye saldırıları; vahşi performanslar ve manifestolar, dağınık müzikler, kolaj resim-ler, cut-up şiirler, Afrika ilahileri ve rastgele metinlerden olu-şan anarşik karışımlar- delirmiş bir dünyada her sanatçının vereceği tek aklı başında tepkilerdi. Tzara’nın daha sonradan yazdığı üzere: “Tiksintimizi ilan ediyorduk… Bu, bizim savaşı-mız değildi… Dada; acil ahlaki bir zaruretten; ahlaki bir mutla-ka ulaşabilmek için aman vermez bir arzudan; ruhun tüm yara-tımlarının merkezindeki insanın, insaniyetten yoksun, içi bo-şaltılmış tüm kavramlar, ölü nesneler ve haksız elde edilmiş kazançlar karşısında zaferini beyan etmesi gerektiği inancın-dan doğdu… Şeref, Ahlak, Aile, Sanat, Din, Özgürlük, Kardeş-lik, aklınıza ne gelirse, tüm bu kavramlar bir zamanlar insanın gereksinimlerini karşılıyordu; şimdi ise onlardan geriye, başta-ki anlamlarından mahrum bir gelenek iskeletinden başka bir şey kalmadı.” ii
Bu ahlaki kaygı; Tzara’nın sözcüklerin ve hareketlerin bir ol-ması, anlamından mahrum edilmiş bir dile değerinin iade edilmesi ve şiirin açıklık ve etkin değişim için kalıcı bir atmos-fer yaratması gerektiği konusundaki ısrarıyla kaçınılmaz ola-rak el eleydi. Şiirin toplum için asal bir katalizör olduğu inancı, Tzara’nın tüm eserlerinde baskındı. Şiirlerinde sürekli dilin ve düşüncenin cephelerini keşfetti, sürekli sözcüklerin sunduğu olasılıklar ile dilin gösterebildikleri ve aktarabildiklerinin sınır-larını zorladı. Ahlaki ve sanatsal kaygısı, hantal toplumsal gerçekçiliğin tam zıddıydı. Onun yerine okuyucusunun zekâsı-na ve hepimizin farkında olduğu ama dile dökemediği insan gerçeklikleri ve bilgilerine ulaşmak için dili mantığın sınırlarının ötesinde kullanma gerekliliğine güvendi. Şöyle dedi: “Okuyu-cu, etkileri deneyimlemek için onların kendisine tabakta su-nulmasını beklememelidir. Şiir, içinde şairinkine eşdeğer bir şekilde uyanmalıdır. Okuyucu, hissi ve manayı fethetmek üze-re savaşmalıdır. Şiiri kendi görüntüsünde tekrar yaratmalıdır. Şiir fethedilecek bir nesnedir, karşısında edilgen olmak yalnız-ca aldanmaya yol açar.” iii
Tzara’nın Zürih’te geçirdiği süre zarfında o ve Dada grubu, mektuplar ve Tzara’nın dergisi Dada gibi yayınlar aracılığıyla, onlarla aynı ilgi alanlarını paylaşan uluslararası bir avangart çevre ile ilişkiler kurdular. Tzara; Fransa’da Apollinaire, Max Jacob ve Pierre Reverdy ile, İtalya’da de Chirico ve diğerleri ile, Almanya’da Raoul Hausmann ve diğerleri ile ve artık her neredeyse Francis Picabia ile irtibat içindeydi. Savaşın bitmesi ve sınırların yeniden açılmasından sonra, hareketin baştaki sebebi ortadan kalkmış olsa bile etki alanı, bağlantılarının artmasıyla birlikte genişledi.
1920’nin başında Tzara, kısmen André Breton ve Littérature grubunun ısrarı üzerine Paris’e gitti. Kimya okumak üzere Faculté des Sciences’a kaydoldu ve yine Paris’teki Dada etkin-liklerine yazar, editör, konuşmacı ve hepsinden önemlisi per-formans sanatçısı olarak yakinen dahil oldu. Sonraki üç senesi bu tip kışkırtıcı eylemlerle doluydu ancak, Tzara’nın da sonra-dan dediği gibi, “Bir tabiri vücuda getirmek Dada’nın doğasın-da vardır.” ii
1922-23 yıllarında akım dağılmaya başladı. Bunun açık sebep-lerinden biri liderlik ve yaklaşım hususunda André Breton ve Tzara arasında filizlenen kişisel rekabetti. Bu, grubu böldü ve Tzara’nın Le coeur à gaz oyununun 1923 Temmuz’undaki gös-terimi sırasında patlak veren bir arbedeyle doruk noktasına ulaştı. Fakat daha geçerli bir sebep, muhalif bir akımının dur-gunlaşması, denenmiş formül ve kışkırtmaları tekrarlaması ve bu yüzden canlılığını yitirmesiydi. Koşullar değiştikçe onları ele almak için yeni yollar bulmak gerekir.
Dada’nın ölümünün ardından Tzara kendi edebiyat yaşamına Paris’te devam etti, ancak Breton’un 1924’teki resmi Sürrea-list grubuna katılmaktan kaçındı. 1925’te İsveçli şair ve res-sam Greta Knutson’la evlendi ve 1927’de Christophe Tzara isimli oğulları dünyaya geldi. Tzara, Sürrealistlere 1929’a dek katılmadı; o vakte kadar grubun tutumu daha doğrudan siyasi olacak bir şekilde değişmişti. 1935’e kadar önde gelen Sürrea-listlerden biri olmaya devam etti. 1925-30 yıllarında yazdığı uzun şiiri L’homme approximatif, Sürrealizmin şiir başyapıtı kabul edilir. Fakat Tzara, sürrealist yaklaşımlara olan büyük ilgisinin yanı sıra, 1920’lerin sonundan itibaren Marksizm’le de yakinen ilgiliydi. Fransız Komünizm dünyasında böyle bir “evli-lik” -Tzara’nın rüyalara dair deneysel kitabı Grains et issues ve devrimciliğe duyduğu ilgi- ne tuhaf ne de tutarsızdı. 1929’da gerçekleştirdiği Rusya ziyareti sonrasında, dönemin Fransız aydınlarının ondan önce aşındırdığı yolu tuttu.
1935’te Tzara nihayet Sürrealistlerden ayrıldı ve tüm dikkat ve ilgisini Louis Aragon, René Char, René Cravel ve sonradan Paul Elouard ile birlikte sosyalist-komünist harekete yöneltti. (Fakat Komünist Parti’ye katılması 1947’yi bulacaktı.) Bu itti-fak uygulamalı hâliyle yalnızca Tzara’nın yazılarında değil, onun İspanyol İç Savaşı sırasındaki faaliyetlerine de yansıdı. 1936’da Tzara ve Christian Zervos, Barcelona’da Katalan Hükûmeti için Katalunya’nın kıymetli sanat eserlerinin katalo-ğunu oluşturdular ve Tzara bu eserlerin birçoğunun emniyete alınmasına bizzat yardımcı oldu. 1937’de İspanyol Kültürünü Koruma Komitesi sekreteriydi ve Madrid ve Valencia’da ikinci uluslararası yazarlar kongresini düzenledi. Bu sıralarda Tza-ra’nın evliliği kopma noktasına geldi ve karısıyla 1942’de bo-şandılar.
İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Fransa’nın Almanlar tara-fından işgal edilmesiyle Tzara, birçok “devrimci sanatçıdan” farklı olarak olduğu yerde kaldı ve direnişin aktif üyelerinden biri oldu. 1942-44 yıllarında sahte belgelerle Souillac’da yaşa-dı ve bu süre zarfında hem yasadışı dergilerin editörlük ve yayımcılığını yaptı hem de direniş hareketine yardım etti. Sa-vaşın son senesinde Tzara, Fransız propaganda servisinde resmi görevlerde bulunuyordu ve Toulouse’daki Centre des Intellectuels’in başkanıydı. Yine 1945’te, Toulouse’da Institut d’Etudes Occitanes’in kurulmasına yardımcı oldu.
1946’da Tzara bir kez daha enerjik bir edebiyat yaşamına geri döndü. O sene beş şiir kitabı yayımlandı. Bir yandan yazdı, ders verdi ve yazarlık konferanslarına katılmak üzere Avru-pa’yı dolaştı. Tzara, yaşamının geri kalanını da bu enerji ve tez canlılıkla geçirdi. Kendi yazılarının yanı sıra şiirle ilgili deneme-ler yayımladı; Villon ve Rabelais’nin eserleriyle ilgili derin araş-tırma yaptı; Picasso’dan başka Rousseau ve Bracelli gibi diğer ressamlarla ilgili yazdı; Rimbaud, Villon ve Tristan Corbiere’in toplu eserleri ile Nazım Hikmet ve Guillaume Apollinaire’in derlemelerine önsöz yazdı. Hatta çağdaş bir Mısır fotoğraf serisine eşlik edecek bir yazı bile kaleme aldı. Ölümünden bir sene önce, Salisbury’de gerçekleşen, Afrika sanatı konulu bir konferansa katılmak üzere Afrika’daydı. Bu konu, onu hayatı boyunca büyülemiş ve hakkında uzun seneler boyunca bilgi toplamış ve yazmıştı.
Savaş deneyimi ve Avrupa’da savaş sonrası yılların kasveti, son dönem şiirlerinde belli bir karamsarlığa neden oldu. Ancak bu şiirler, karamsar ve önceki Dadaist ve Sürrealist yazılarının coşkusundan uzak olsalar bile katiyen yılmış veya tamamıyla kötümser değillerdir. Daha ziyade Tzara’nın şu sözünü doğru-lar niteliktedirler. “Dünyada bir cennete inanmıyorum. Çünkü insan evriminin her basamağında her şey bir kez daha üstesin-den gelinmesi gereken bir hedefe dönüşür. Kişi, kendisini mü-cadelede, mücadeleyle ifade eder. Belli bir yüksekliğe ulaş-mak için derinliklerden geçmiş olman gerekir. Bilince ulaşmak için hayatını riske atmış olman, ölümle burun buruna gelmen gerekir. Bu varoluş mücadelesinde her şeyi kazanmak uğruna her şeyini riske etmek, benliğin ifadesidir. Asla mola yok, asla nihai huzur yok; yoksa etrafındaki her şey uykuya dalar ve yaşam ufalanıp yok olur, kendisini tüketen ve fesheden sefil bir cisme dönüşür.” ii Tzara’nın eserlerini ve yaşamını en iyi özetleyen iddia budur.
24 Aralık 1963’te altmış yedi yaşındayken akciğer kanseri nedeniyle Paris’te hayata gözlerini yumdu.
NOTLAR
i. Hugo Ball, Flucht aus der Zeit (1927).
ii. Tristan Tzara, Le Surréalisme et L’après-guerre (1947).
iii. Tristan Tzara, La Dialectique de la poésie (1946-47) (Le Surréalisme et L’après-guerre derlemesinin notlarına da dahil edilmiştir).