De Omnibus Dubitandum

Genç Şaire Mektuplar

 180,00

Kategoriler: ,

Açıklama

13,5×19,5 96s

1902 sonbaharının sonlarıydı. Wiener-Neustadt’taki Askeri Akademi’nin bahçesindeki kestane ağaçlarının altında oturmuş, bir şeyler okuyordum. Okuduğum kitaba o kadar dalmıştım ki, okulumuzdaki tek sivil hoca, Akademi’nin bilgili ve nazik öğretmeni Parson Horacek’in yanıma oturduğunu fark etmemiştim bile. Elimdeki kitabı aldı, kapağına baktı ve kafasını salladı. “Rainer Maria Rilke’nin şiirlerini mi okuyorsun?” diye sordu. Ardından hızlı hızlı sayfaları çevirdi, birkaç şiiri okumak için durdu, düşünceli bir şekilde uzaklara taktı ve sonunda başını sallayarak konuştu: “Demek bizim küçük René Rilke şair olmuş.”

Sankt-Pölten’daki askeri okula ileride subay olması için ailesi tarafından gönderilen o zayıf, beyaz tenli küçük çocuğun hikayesini ondan dinledim. Profesör Horacek’in o dönemler okulun din işlerinden sorumlu olduğunu öğrendim. Eski öğrencisini sanki daha dün görmüş gibi hatırlıyordu. Rilke’nin sessiz, ciddi ve gerçekten yetenekli, kendini tutmayı seven bir çocuk olduğunu, yatılı okulun bütün zorluklarına sabırla katlandığını, dört yılın ardından diğerleriyle beraber Mährisch-Weisskirchen’deki askeri liseye geçtiğini söyledi. Liseye geçtiğinde yapısı gereği bu gerginliğe katlanamamış, bu yüzden ailesi eğitimini evde, Prag’da tamamlaması için onu okuldan almıştı. Bunun ardından hayatında neler olup bittiğini bilmiyordu Horacek.

Bunun ardından şiir denemelerimi Rainer Maria Rilke’ye göndermek ve fikrini almak istemekte neden bu kadar ısrarcı olduğumu anlamışsınızdır sanırım. Henüz on dokuz yaşında, kişiliğimle bütünüyle çeliştiğini hissettiğim bir mesleğe doğru yol almaktaydım. Bir yerden bir anlayış bekliyordum. Bana cevaplar verebilecek olan bir kişi varsa o da Mir zur Feier’in şairi olmalıydı. Bütünüyle niyetlemesem de kendimi bir anda ona mektup yazarken buldum. Daha önce hiç kimseye hiçbir zaman anlatmadıklarımı anlatıyor, bütün kalbimi açıyordum. Cevabı beklerken haftalar geçmişti. Mavi mühürlü zarf, Paris pulunu taşıyor, ele ağır geliyordu. Mektubunda kullandığı her kelimeyi özenle seçmesinin yanı sıra zarfı da özenle seçmişti. İşte o zaman başladı Rainer Maria Rilke ile mektuplaşmamız. 1908 yılına kadar mektuplaştık, ardından ise hayat Rilke’nin gitmemi istemediği yerlere beni götürdüğünden iletişimiz de yavaş yavaş koptu. Ancak bunlar önemli değil. Önemli olan tek şey buradaki mektuplar. Önemliler, çünkü Rainer Marie Rilke’nin yaşadığı ve emek verdiği dünyayı anlamamızı sağlayacaklar. Önemliler, çünkü bugünün ve yarının gelişen ve evrilen ruhları bu mektuplardan faydalanacak. Böyle muhterem ve emsalsiz bir kişiliğin sözleri varken, önemsiz birinin sözleri de pek anlam ifade etmiyor. Bu yüzden bırakalım, Rilke konuşsun.

Frank Xaver Kappus
Berlin, Haziran 1929