De Omnibus Dubitandum

Yürüyüş

 225,00

Açıklama

İkinci Muir kitabımız, bizi daha fazla mutlu edecek olan üçüncüsü olabilir ancak.
KAPİTALE İNAT YAŞASIN HAYAT!

128 S.

“John Muir, Dünyagezegeni, Evren.” – Bu sözler, bu kitabın içeriğinin alındığı defterin iç kapağında yazılıdır ve merhum yazar ve kâşifin Meksika Körfezi’ne yarım yüzyıl önce yaptığı bin millik yürüyüşü gerçekleştirirken ki ruh halini yansıtmaktadır. Bu kitapla karşılaşan herhangi bir kişiyi şaşırtabilecek kadar evrensel bir adrese sahip bu canlandırıcı kimlik, Bay Muir’in zihninin ruh halini ve kapsamlılığını açığa çıkarmaktadır. O, hiçbir zaman doğanın dar görüşlü bir öğrencisi olmamıştır. Yirmi dokuz yaşında bile doğal Dünya’nın her yönüne duyduğu coşkulu ilgisi onu evrenin bir vatandaşı haline getirmiştir.
Bu, Bay Muir’in genç yaşlarında yaptığı en uzun botanik gezi olmakla birlikte, gerçekleştirdiği tek gezi olmamıştır. Ontario’da Büyük Göller çevresinde ve Wisconsin, Indiana ve Illinois’nin bazı bölgelerinde botanik çalışmalar yapmıştır. Sık sık aç kaldığından ve ormanda ya da açık çayırlarda, giydiği kıyafetler dışında hiçbir örtü olmadan uyuduğundan bahsettiği defterlerinden anlıyoruz ki bu keşif gezilerinde zorluklara göğüs gerebilmek için kendini disipline etmiştir.
“Çoğu zaman,” diye yazıyor yayınlanmamış bazı biyografik notlarında, “battaniyesiz ve ayrıca kahvaltı veya akşam yemeği yemeksizin uyumak zorunda kaldım. Ama genellikle çiftçilerin geniş alanlara dağılmış açıklıklarında bir somun ekmek bulmakta zorlanmıyordum. Bu büyük ormanlarda bulduğum somunlardan biriyle, uzun ve vahşi kilometreler boyunca, görkemli ormanlarda ve bataklıklarda rüzgarlar kadar özgür bir şekilde bitkiler toplayıp Tanrı’nın bol ve tükenmeyen ruhani güzellik ekmeğiyle beslenerek dolaşabiliyordum. Vahşi doğanın huzuru, yalnızca bir defaya mahsus olmak üzere uzun Kanada gezintilerimden birinde vahşi-ce bozuldu. Her şey gece yarısı akçaağaç ormanında, üşüdüğüm ve ateşimin sönmeye başladığı bir anda gerçekleşti. Kurtların korkunç ulumalarıyla uyandım ve ateşi tazelemek için aceleyle kalktım.”
Dolayısıyla, Bay Muir’in Güney’deki yaya turuna başladığında giriştiği yeni türden bir macera değildi. Batı’nın bakir ormanlarında ve bozkırlarında sayısız mil boyunca sürdürdüğü favori çalışmalarının cazibesine yeni bir yanıttı sadece. Aslında, 1867 yılının Mart ayında kazara sağ gözünden yaralanmamış olsaydı, muhtemelen olduğundan daha da erken yola çıkardı. Kazanın ertesi günü Indianapolis’teki arkadaşlarına yazdığı bir mektupta, uzun zamandır arzuladığı planın kesintiye uğramasından kederli bir şekilde bahseder. “Haftalardır,” diye yazmaktadır, “her gün haritalara bakarak Güneydoğu Anadolu’dan Amerika Birleşik Devletleri, West India Adaları, Güney Amerika ve Avrupa’dan geçecek bir rota bulmaya çalışıyorum – üzerinde yıllarca çalışılmış botanik bir yolculuk. Ve dolayısıyla zihnim tropikal bitki örtüsünün ihtişam hayali ile uzun zamandır bir parıltı içindeydi; ama ne yazık ki artık yarı körüm. En küçük analizler için dahi eğitilmiş sağ gözümü kaybettim, diğerini açmak da içimden gelmiyor. Eğer bu yolculuk gerçekleşmiş olsaydı, edinilen çeşitli güzellikler stoku, beni her ne kadar ücra ve uzak olursa olsun dünyanın herhangi bir köşesine çekilmeye razı kılardı.”
Gözündeki hasar, ilk başta düşündüğünden daha ciddi değilmiş gibi görünüyordu. Haziran ayında bir arkadaşına yazıyordu: “Birkaç haftadır okuyor ve botanikle uğraşıyorum ve bu tür işler için çok fazla engelli olmadığımı fark etmiş durumdayım. Yarın buradan (Indianapolis) ayrılıyorum, bir iş arkadaşım Merrill Moores bana eşlik edecek. Decatur, Illinois’e gideceğiz, ardından geniş bozkırların geçtiği kuzeye doğru birkaç hafta boyunca botanik çalışmalar yapacağız. … Yaz sonuna doğru Güney’e gitmeyi umuyorum, bu hakkında pek az şey bildiğim bir yolculuk olacak, bu yüzden yola koyulmadan önce tavsiyelerinden yararlanmayı umuyorum.”
Gezi sonrası yazdığı bir anlatıda şunları söylüyor: “Eve dönerken Illinois bozkırlarını görmek için sabırsızdım, bu yüzden Decatur’a, eyaletin merkezine yakın bir yere gittik, ardından Rockford ve Janesville üzerinden kuzeye (Portage’e) doğru devam ettik. Pecatonica’nın yaklaşık yedi mil güneybatısındaki bozkırlarda bir hafta boyunca botanik çalışmalar yaptım. … Benim için tüm bitkiler daha önce olduklarından daha değerli. Gözüm düzelmedi, ama kötüleşmedi de. Gözümün önünde bir bulut var ama en geniş manzaraları seyrederken varlığını fark etmediğim zamanlar oluyor.”
Ağustos’un sonuna gelindiğinde, Bay Muir tekrar Indianapolis’e geri dönmüştü. Madison’daki Üniversite arkadaşları ile birlikte “botanik haftası” geçirmeyi uygun görmüştü. Bu dönemde bitkilere olan ilgisi o kadar büyüktü ki, Chicago’da geçirdiği beş saatlik mola bile hemen bitki aramak için kullanıldı. “Karmaşık sokaklarında pek çok bitki bulamadım,” diye şikâyet ediyordu; “sadece birkaç buğday bitkisinin çimlerini ve amarant, semizotu, halı otu gibi iki veya üç yabani ot türü buldum – yabani otların, insanların, üzerlerinde yürümeleri için, buğdayın ise insanları beslemek için var olduğunu düşünüyorum. Yeşil algler gördüm, ama yosun yoktu. Islak duvarlarda ve kaldırım kenarlarında bazı yosunlar görmeyi bekliyordum ama fabrika dumanlarının ve korkunç gürültünün en dayanıklı yosunların bile onlara çok fazla geldiğini düşünüyorum. Keşke nereye gittiğimi bilseydim. ‘Ruh tarafından vahşi doğaya sürüklenmeye mahkumum,’ sanırım. Arzularımla ilgili daha ılımlı olabilseydim keşke ama olamıyorum, bu yüzden dinlenme şansım yok.”
Yukarıda bahsedilen mektup, Florida’ya uzun bir yürüyüşe başlamadan sadece iki gün önce yazılmıştı. Bitiş cümleleri kararsızlığını yansıtıyor gibi görünse de aynı zamanda üzerinde etkili olan güçlü bir dürtünün ipucunu da vermekteydi. Günlüğünde, sonradan üstü çizilmiş olan başlangıç cümleleri, hissetmekte olduğu içsel bir zorunluluk duygusunu ifade etmektedir. ” “Çok az beden,” der, ” bir ömür boyunca olağanüstü bir çabadan muaf tutulacak kadar memnun bir ruh tarafından işgal edilir.” Doğanın dönemselliğini, gelgitlerin ve diğer görünen ve görünmeyen güçlerin dalgalanmalarını anlattıktan sonra, “insanlarda olduğu gibi hayatın temelinde de gelgitler olduğunu anlatmaktadır. Bazı insanlarda bu dürtü zayıfsa, kolayca itaat edilir veya üstesinden gelinir. Ancak bazılarında, bu dürtü sürekli ve birikerek devinim halinde olur, gücü tüm engelleri aşacak kadar artar ve isteklerini tam olarak yerine getirir. Yıllardır Tanrı’nın güney tropik bahçelerine doğru itilmişim. Birçok etki bu sürekli özlemi köreltmeye veya gömmeye çalıştı, ama o hepsini aştı ve onların üstesinden geldi.”
Muir’in doğa sevgisi büyük ölçüde onun dini bir parçasıydı, bu nedenle hislerini ifade etmek için Kutsal Kitap ifadelerini doğal olarak seçti. Hiçbir eski bir peygamber bu çağrıyı daha ciddiye alamaz veya bu misyonu daha büyük bir hevesle üstlenemezdi. Karanlık bir odada uzun günler boyunca tutsak kaldığı süre boyunca düşünme fırsatı buldu. Hayatın çok kısa ve belirsiz, zamanın ise kayışlar ve testere ile vakit kaybetmek için çok değerli olduğu sonucuna vardı, o dönem bir vagon fabrikasında çalışırken, Tanrı bir dünya yaratıyordu; bu yüzden, eğer görme yetisini koruyabilirse, hayatının geri kalanını bu süreci incelemeye adamaya karar verdi. Dolayısıyla alışkanlıklarının ve çalışmalarının eski yönelimleri ve yaşamının en acı deneyimlerinden birinin yarattığı düşünceler, bu sayfalara kaydedilen uzun yolculuğa çıkmasına neden oldu.
Kağıtları arasında bulunan bazı otobiyografik notlar, karanlık odadan serbest bırakılmasından Güney’e gidişine dek süren dö-nem hakkında ilginç ek detaylar sunuyor. “Cennetin ışığına çıktığım gibi,” diyor, ” aklımı, Tanrı’nın güzelliğiyle doldurmak için tüm kalbimle acele ederek başka bir uzun yolculuğa koyuldum, böylece ister aydınlık ister karanlık olsun, kaderime hazır olurum. Ve bu zamandan itibaren sürekli ve uzun süreli gezilerime adım atmış sayılabilirim. Mekanik buluşlardan vazgeçmeye, geriye kalan yaşamımı Tanrı’nın icatlarını incelemeye adamaya karar verdim. İlk önce, yol boyunca botanik inceleme yaparak hala Portage yakınlarında yaşayan babama, anneme, erkek ve kız kardeşlerime veda etmek üzere Wisconsin’e gittim. Ayrıca çocukken tanıdığım komşuları ziyaret ettim, birkaç yılın ardından onlarla yeniden karşılaştım ve her birine veda ettim. Nereye gittiğimi sorduklarında, ‘Ah! Bilmiyorum, vahşi doğada herhangi bir yere, güneye doğru. Wisconsin, Iowa, Michigan, Indiana ve Kanada’nın vahşi doğalarının muhteşem manzaralarına tanık oldum; şimdi Güney’e gitmeyi ve ülkenin sıcak ucunun bitki örtüsünü ve mümkün olursa Güney Amerika’nın içlerine kadar gidip tropikal bitki örtüsünü tüm ihtişamıyla görmek istiyorum.”
“Komşularım bana iyi dileklerde bulundular, sağlığıma dikkat etmemi tavsiye ettiler ve Güney’deki bataklıkların sıtma dolu olduğunu hatırlattılar. Geceyi, uzun zamandır arkadaşım olan, şimdi ise bana anne gibi tavsiye ve iyi dileklerde bulunan yaşlı bir İskoç kadının evinde geçirdim. Onu, yolda yürüdüğüm sırada güneş batarken, sevimli benekli göğüslü bir serçe ‘Gün bitti, gün bitti.’ diye şarkı söylüyordu diye yanıtladım. ‘John, sevgili oğlum,’ dedi. ‘senin günün asla bitmeyecek. Çok sevdiğin bu tür çalışmaların sonu gelmeyecek, ancak ölümlülerin beden ve zihin gücünün, ölümlülerin başarabileceği her şeyin bir sonu vardır. Devam edeceksin, ama Hugh Miller’ın kaderini de hatırlamanı istiyorum.’ O, tanıdığım en güzel İskoç kadınlarından biriydi, cömert, koca yürekli bir İskoç kadınının en iyi örneklerinden biriydi.”
Aile ve komşularla yapılan bu resmi vedalaşma, evden ve arkadaşlarından uzun bir süre ayrıldığına inandığına işaret ediyor. Bay Muir, 1 Eylül 1867 Pazar günü, Indianapolis’teki arkadaşlarına da veda etti ve trenle Jeffersonville’e gitti, burada bir gece geçirdi. Ertesi sabah nehri geçti, Louisville şehri boyunca yürüdü ve Kentucky eyaletinden güneye doğru ilerledi. Bir hafta sonra “Kentucky’nin Burkesville şehrinin yaklaşık yedi mil güneydoğusundaki Bear Creek tepelerinden” yazdığı bir mektup, günde yaklaşık yirmi beş mil kat ettiğini gösteriyor. “Louisville’den yürüdüm,” diyor, “toplamda yüz yetmiş mil, ayaklarım ağrıyor. Ama ah! Tüm zahmetime binlerce kez değdi. Bir tepenin üstündeki ormanlardayım, sırtım yosun kaplı bir kütüğe dayalı. Dün geceki yatak odamı görebilseydiniz. Güneş ağaç tepelerinin arasında bir saatten fazla durdu; çiğ neredeyse tamamen yok oldu ve bu tepe havzalarındaki gölge, büyük eski ormanların dokunulmamış sığınaklarına doğru ilerliyor.
“Kentucky’nin ağaçlarından ve manzarasından son derece keyif aldım. Size içime mil mil akıp gelen güzellikleri nasıl anlatayım? Bu yükselen, kabaran tepelerin yüksek kavisli sıraları, bu uçsuz bucaksız yeşilliğin gizli vadileri ve bu geniş dalları arasından yapraklarına güneş ışığı vuran ve muhteşem kütlelerin üzerinde oluşturduğu gölgelerle bu devasa ağaçlar, bu benim hafızama kazındı ve sonsuza dek benimle gelecek.
“Yolculuk planımı yaparken, Louisville’den birkaç mil güneydeydim. Haritamı ağacın altına serdim ve Kentucky, Tennessee ve Georgia’dan Florida’ya, ardından Küba’ya, oradan da Güney Amerika’nın bazı bölgelerine gitmeye karar verdim, bu hızlı bir yürüyüş olacak. Ancak yine de şükrediyorum. Rotam Kingston ve Madisonville, Tennessee, Blairsville ve Gainesville ve Georgia üzerinden geçecek. Lütfen Gainesville’de bana yazın. Korkunç derecede mektup özlemi çekiyorum. Evimi ve arkadaşlarımı aklıma getirmeye pek cesaret edemiyorum.”
Günlüğü düzenlerken, Bay Muir’i 60’ların haritaları ve aynı za-manda en son eyalet ve topografik haritalar açısından mümkün olduğunca yakından takip etmeye çalıştım. Onun kullandığı harita bulunamıyor ve muhtemelen artık mevcut değil. Günlüğünde sadece yirmi iki kasaba ve şehir adı geçiyor. Kat ettiği mesafeyi göz önüne aldığınızda, bu çok küçük bir sayı. Bölgeyi kat ederken bitki yaşamına muhtemelen o kadar konsantre olmuş ki kasabalara dikkat etmemiş ve kasabalardan mümkün olduğunca kaçınmış.
Farklı isimler tanımlamış olsa da Florida’da yakalandığı hastalığın muhtemelen sıtma türünde olduğu anlaşılıyor. Bu, kendisi için bir talihsizlik ve sağlam vücut yapısı için ciddi bir sınav olmuş. Ama aynı zamanda And Dağları boyunca Güney Amerika’nın tropik ormanlarına girip nehrin bir koluna ulaşma ve Amazon’a doğru devam edip bir sal üzerinde nehirden aşağıya Atlantik’e doğru gitmesi yönündeki çılgınca planını gerçekleştirmesini engelleyen kılık değiştirmiş bir lütuftu da. Günlüğü okuyacakların da fark edeceği üzere bu plana özellikle Cedar Adaları ve Küba’daki iyileşme sürecinde bile bağlı kaldı. 8 Kasım tarihli bir mektupta kendisini “ateşim düştüğünden beri bitkileri toplayarak ve güç kazanarak dolaşıyorum” şeklinde anlatır. Ardından mektubunun alıcısına New Orleans, Louisiana’ya mektup göndermesini ister. “Oraya gitmem gerekecek,” diye yazar, “çünkü Güney Amerika’ya gitmek için bir tekneye ihtiyacım var. Henüz Güney Amerika’da hangi noktaya gitmem gerektiğini bilmiyorum.” Güney Amerika’ya gidecek bir tekne bulmayı umut etmesi, kardeşi David’den New Orleans’a American Express emri ile bir miktar para gön-dermesini talep ettiği gizemli bir mektubunu da açıklamaktadır. Aslına bakılırsa Louisiana’ya hiç gitmemiştir çünkü ya Mississippi Nehri’nin girişinde güneye doğru giden bir geminin bulunmadığını öğrenmiştir ya da Island Belle’in Cedar Adaları limanında beklenmedik bir şekilde ortaya çıkması planlarını değiştirmesine neden olmuştur.
Sonraki yıllarda Bay Muir, kendisini Güney Amerika ile ilgili planlarının bilgelik açısından ne kadar sınırlı olduğunu ile alakalı sık sık küçümsemiştir, ki bu, Küba’da geçirdiği dönemi ele alan bölümde görülebilir. Orada ifade edilen görüşler, uzun bir süre sonra günlüğü okuduğu sırada kurşun kalemle yazılmıştır. Bununla birlikte, mektuplarından da anlaşıldığı gibi Andlar ve Güney Amerika ormanları onun hayal gücünü uzun yıllar boyunca büyülemeye devam etmiştir, özellikle California’ya geldikten sonra. Uzun süre ertelenen Güney Amerika yolculuğu, ilk denemesin-den kırk dört yıl sonra 1911’de nihayet yapıldığında, tuhaf bir şekilde bundan, kendisini Körfez’e doğru binlerce kilometrelik yürüyüşe çıkmaya teşvik eden gençlik hayallerinin gerçekleşmesi şeklinde bahsetmiştir.
Bay Muir, uzun süren ciddi hastalığı boyunca onu bakan Florida’daki arkadaşlarını her zaman minnetle hatırlamıştır. 1898 yılında, arkadaşı Charles Sprague Sargent ile Orman Denetimi gezisi yaparken Güney’den geçtiği sırada, eski maceralarından sahneleri tekrar ziyaret etme fırsatını buldu. Bu dönemde eşine ve kız kardeşi Sarah’a yazılan bazı mektuplardan alıntı yapmak ilginç olabilir. “Florida yarımadasının doğu tarafı Indian River boyunca,” yazıyor, “palmiye ve çam ormanları arasından Miami’ye, oradan Key West’e ve Küba’ya uzanan en güneydeki adalara gittim. Uzun ateş hastalığı dönemimde bana bakan Hodgsons’u bulmak için Dönüşte Palatka üzerinden Cedar Adaları’na, otuz bir yıl önce yaptığım eski rotadan geçtim. Bay Hodgson uzun zaman önce ölmüş, aynı zamanda adalarda benimle gezen en büyük oğlu da ölmüş.”
Daha sonra Archer’da Bayan Hodgson’ı ve diğer aile üyelerini nasıl bulduğunu anlatır. Onlar da uzun zamandır onun öldüğünü düşünüyorlarmış ve onu gördükleri için çok şaşırmışlar. Bayan Hodgson o esnada bahçesindeymiş ve onu görünce hemen tanımış, fakat yıllar onun görünümünü değiştirmiş. Bu karşılaşmayla ilgili onun kendi anlatımını verelim: “Beni tanıdınız mı?” diye sordum. ‘Hayır, tanıyamadım,’ demiş kadın; ‘bana isminizi söyleyin.’ ‘Muir,’ dedim. ‘John Muir? California’dan John Muir?’ neredeyse çığlık atacaktı. ‘Evet, John Muir; yaklaşık yirmi beş yıl içinde dönüp sizi ziyaret etmeyi vaat etmiştim ama biraz geç kaldım -altı yedi yıl kadar– ama elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım.’ En büyük oğlan ve kız, onlara anlattığım hikayeleri hatırladılar ve Muir Buzulu ile ilgili şeyler okuduklarında oraya benim adımın verildiğini düşünmüşler. Archer’da yaklaşık dört saat kal-dım ve eski zamanlardan nasıl konuştuğumuzu tahmin edebilir-siniz.” Aynı gezinin bir parçası olarak Savannah’dan yolladığı mektupta şunları yazıyor: “İşte, otuz bir yıl önce aç ve yorgun ama mutlu şekilde bir hafta kamp yaptığım Bonaventure mezarlığı. Mezarlıkların ve caddelerin son zamanlarda değiştirildiğini anlattılar, hayatımda da ne değişiklikler oldu bu esnada!”
Okuyucu bu dergiyi incelerken, Bay Muir’in daha sonraki yazılarına vermeye alışkın olduğu edebi bitişi kaçıracaktır. Bu gerçek hiçbir mazeret gerektirmez. Burada yalnızca kaleminden çıkan ilk ürünle değil, aynı zamanda kaleme aldığı izlenim ve gözlemlerle de karşı karşıyayız. Uzun yürüyüşü esnasında verdiği molalarda aceleyle notlar almış. Görünüşe göre bu hammaddeyi bir süre sonra başka bir kitap için kullanmayı planlıyordu. Bu haliyle kayıt, tamamlama ve süslemeden yoksun olmakla birlikte, ilk izlenimlerin dolaysızlığına ve tazeliğine de sahiptir.
Bu cildi hazırlarken kullandığım kaynaklar üç yönlüdür: (1) ilk yarısında pek çok satır arası revizyonlar ve genişletmeler ile bitkilerin, ağaçların, manzaranın ve kayda değer maceraların önemli sayıda kaba kalem eskizleri bulunan orijinal günlük; (2) günlüğün geniş aralıklı, daktiloyla yazılmış, kaba bir kopyası, görünüşe göre büyük bir kısmı bir stenografa dikte edilmiş; sadece biraz gözden geçirilmiş ve orijinal günlükle karşılaştırıldığında birçok önemli eksiklik ve eklemeler görülmekte: (3) Savannah’da Bonaventure mezarlığında bir hafta boyunca kamp yaptığı esnadaki deneyimlerinin iki farklı ayrıntısı. Birincil ve ikincil materyaller üzerine yaptığım çalışmalarım boyunca, orijinal günlükte yer alan gerçeklere ve izlenimlere titizlikle sadık kalmasından çok etkilendim.
Muir’in yazılarını okuyanlara, bu kitabın, otobiyografik olarak, The Story of my Boyhood and Youth ve My First Summer in the Sierra’nın yazıldığı dönemler arasında bir köprü olduğu söylenmelidir. Ancak köprünün bir ayağı eksikti, çünkü günlük Bay Muir’in, 1868 yılının Nisan ayının ilk günlerinde San Francisco’ya gelişi ile biter, Sierra’daki ilk yazı ise 1869 yılıdır. Bir mektuptan, Yosemite’ye yaptığı ilk ziyaretin özet bir anlatımını ve Kaliforniya’daki ilk yılın-da seyahatinin büyük bir bölümünü geçirdiği Twenty Hill Oyuğu-nun bir tasvirini alıntılayarak bağlantı tamamlanmış oluyor. Son bölüm ilk olarak Overland Monthly’nin 1872 Temmuz sayısında bir makale olarak yayınlanmıştır. Muir’in edebi eserleri arasında bulu-nan basılı makalenin gözden geçirilmiş bir kopyası, bu ciltte yer alan Twenty Hill Oyuğuna ilişkin bölümün temelini oluşturmuş-tur. -William Frederic Badè